30 Eylül 2026 Çarşamba

62...6.KABİR.CENAZE.MEZARLIK.DEFİN. ÖLÜM.70 bin tevhid


kabirde ilk gece ölünün çeşitli aşamalara tabi tutulduğu çok önemli bir gecedir. İlk olarak Ruman adlı bir melek, amel defterini oluşturmak için kabre gelir, sonra “Nekir ve Münker” veya “Beşir ve Mübaşşir” adlı iki melek kabre gelerek ölünün inanç ve yaptıkları ameller hakkında ölüyü sorguya çekerler.

Ölmek üzere olan kişide görülen bazı kötü haller vardır. Bunlar da şöyle sıralanmıştır: Hırıltı, yüz rengi ve görüntüsünün çirkinleşmesi ve ağzın köpürmesi. Bunlar da ölmek üzere olana meleklerin verdiği değersizliği, kişinin ölürken halinden memnun olmaması olarak yorumlanmıştır

Cenazenin Üstü bir beyaz örtü ile örtülerek, karnının şişmemesi için kara saplı bir bıçak karnı üzerine konur. Cenaze erkek ise bir erkek, kadın ise bir kadın tarafından beklenir; cenaze gömülünceye kadar yalnız bırakılmaz. Cenazenin bulunduğu odaya karşı cinsi olanlar giremez.Ölüye ait eşyalar 1 hafta-10 gün içinde yıkanarak fakir fukaraya dağıtılır. Bazı giyecekler ise hatıra olması amacıyla saklanır. Ayrıca ölen kişinin ruhunun evini kontrole geldiğine inanılarak, ölü evinde 7 gün lamba/ışık yakılır.Eğer kişi Müslüman olarak yaşamışsa Azrail (as) ona ışık gibi görünür; yani nurani olarak görünür. Eğer kafir veya günahkar olarak yaşamışsa, derecesine göre ateş gibi veya buz gibi o kişinin ruhunu alır. Yani insanın fıtratı nasıl ise Azrail (as) ona o şekilde gözükecektir.

Nevevi el-Mecmu'da şöyle demiştir: Cenazenin gözlerini kapatırken "Bismillah ve ala milleti rasulillah" demek sünnettir. Kişi öldüğünde, alt ve üst çeneyi kapatacak genişlikte bir bezle başının üzerinden geçirerek çeneleri bağlanır, böylece ağzı açık kalıp da içine haşerat girmesi önlenmiş olur.Ruh, evine her zaman gelir; ruh genellikle Cuma akşamları ve bayram akşamları gelir. O günlerde dua okunur ki, ruh ağlaya ağlaya gitmesin; güle güle gitsin. Olmadık zamanlarda evde sinek vb. canlılar dolaşırsa, bu birinin ruhu olduğuna yorulur. Ruh, kıyamet kopunca yerine yerleşir; suallere cevap verir.Cenazenin gömüldüğü kırkıncı gün “kırk mevlidi” okutulur. Ölünün gömüldüğü 52'nci gün mevlit ve Yasin suresi okutulur; o gün ölünün etinin kemiğinden ayrıldığına inanılmaktadır.Ceset yumuşaksa onun ardından ölümlerin devam edeceğine, • Ceset ağırsa ölenin çok günahının olduğuna, hafifse az günahı olduğuna, • Cesedin rengi siyahsa günahının çok olduğuna inanılmaktadır.Gece defnin caiz olduğuna dair pek çok hadis vardır. Ancak Resulullah (sav) bir gün kendisini tam örtmeyen bir kefene sarılarak gece bir adamın defnedildiğini hatırlayıp, o sahabenin gece defnedilişine kızdı ve "zaruret olmadıkça gece defnetmeyin" buyurdu.evlerinde taziyeye gelen vatandaşların sıkça gördüğü ölen kişinin ayakkabısının kapının önünü konulma durumu özellikle de ayakkabı uçlarının dışarıya bakacak şekilde konulmasının sebebi ölüm evden uzak olsun niyetiyle yapılmaktadır.Ölüye hürmetsizlik olmaması için, cenaze evinde kırk gün tv, radyo türü sesli araçlar kısık dinlenir. İlk gün gelen, cenazeye gelen misafirlere yemek ikram edilir (komşular getirir). Ölen kişinin arkasından ilk akşam, yedinci gününde, kırkıncı gününde ve elli ikinci gününde Kur'an ve mevlit okutulur.Evs b. Evs'in bildirdiğine göre peygamberimiz(a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Allah peygamberlerin cesetlerini toprağa haram kılmıştır”(Ebu Davud, salat, 207, Nesaî, Cuma, 5). Buna göre, peygamberlerin dışındaki insanların cesetleri -veli ve şehit de olsa- çürür.Göz çukurlanna, burun deliklerine, kulaklarına kâfuru, çörek otu konur. Bunun sebebi de mezarda haşaratı uzaklaştırmak içindir. Kefen örtüldükten sonra, beline de kefenden bir parça yırtılarak kuşak yapılır, bağlanır.Kefenin içine “çörek otu”, “murt yaprakları”, “gül suyu”, “zemzem” dökülür. Kefenleme yapılırken etrafta “üzerlik” tüttürülür.göğüs ve cinsel don giyer.

ölünün yanına girdiğiniz zamanda, “Sübhane Rabbike Rabbil izzeti amma yesifun ve selamün alel mürselin velhamdülillahi Rabbil âlemin.” deyin. Bir ölü yanına girdiğiniz zaman, cenazeye girdiğiniz zaman orada okunacak şey budur.


Kabristana gelen bir kimse, ayakta, (Esselamü aleyküm, yâ Ehle dâr-il kavm-ilmü'minin! İnna İnşaallahü an karibin biküm lâhikun) der. Sonra, Besmeleyle 11 İhlas ve bir Fâtiha okur. Kabrin yanına gelince, ölünün sağ [kabrin kıble] ve ayak tarafından yaklaşır. Selam verir. Ayakta veya çömelip veya oturup, Bekara sûresinin başını ve sonunu, Yasin-i şerifi, Tebareke, Tekâsür, İhlas-ı şerif ve Fâtiha sûrelerini okuyup, ölüye hediye eder.)


Kur’an okumalar,sadakalar,dualar ölüye fayda verir.

‎وفي دعاء الأحياء وصدقاتهم منفعة للأموات

Dirilerin dua ve sadakalarında ölmüşler için menfaat vardır.العقيدة الطحاوية

Bu husus hadisler’le sünnetle sabittir. Bunu inkar eden bidat ehli olur. Bütün mezhep uleması bu konuda ittifak halindedir. Dirilerin okuduğu Kur’an’ın,dirilerin yaptığı infak ve tasaddukun ölülere faydası vardır. Bu konudaki hadislerde mütevatirdir.(Muhtasar tahavi akidesi şerhi)


Hatm-i tehlil.

Kelime-i Tevhid veya tehlil "Lâ ilâhe illallah" demektir. 70 bin Kelime-i Tehlil okumaya Hatm-i Tehlil denir. Kelime-i Tevhid, yani "Lâ ilâhe illallah" sözü ağızdan çıkarken, kişinin 'Muhammedün Resulallah'ı da içinden söylemesi gerekir.

Ya Rabbi! Seninle aramı açacak bütün nurâni ve zulmâni perdelerden Seninle, Sana sığınırım. Ya Rabbi! Ahlakımı, ahlakı rezileyeden ahlakı hamidiyeye yükselt. Ve ruhumu, Nuru Muhammediyeye ve Ruhu Muhammediyeye yakîn eyle. Amin


"La ilahe illallah diyen bela ve sıkıntılardan kurtulur." (et-Terğib  vet-Terhib, Münziri, 2/414. Bezzar, Taberani’den)


"La ilahe illallahı çok söyleyerek imanınızı tazeleyin!" (Müsned, 2/359; Hâkim, el-Müstedrek, 4/256; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 1/52)


“Zikrin en faziletlisi, lâ ilâhe illallah’tır.” (Tirmizî, Daavât 9; İbni Mâce, Edeb 55)


Kim, ‘la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh’, derse, cennet ona vacip olur.”(bk. Mecmau’z-Zevaid, 1/16).


Kim ‘la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh’ dese, kalbiyle ona itaat etse, lisanıyla ona boyun eğse ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şahitlik etse, Allah ona cehennemi haram kılar.”(Mecmau’z-Zevaid, 1/21).


Hazreti Adem aleyhisselam.ya Rabbi! İsmini, isminin yanına yazdığın zât adına, Muhammedun Resulullah adına affet beni.' diyene kadar. O vakit Cenâbı Hak, 'Sen O'nun ismini nereden biliyorsun!' der. Adem Efendimiz de (a.s.) cennetten çıkartılırken son kez arkama dönüp bir bakmıştım. Kapısının üzerinde 'Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Resulullah' yazıyordu, oradan öğrendim' der. Ve böylece tövbesi kabul olur.


Mizanda Kul artık ümidini kesmiş vaziyettedir ve gelen günah olsa zaten günahı çoktur, sevap olduğunu düşünse de bu sevabın karşısında dağlar gibi duran günahlara fayda etmeyecek bir amel olduğunu düşünür. O küçücük görünen parça gelip iyiliklerin bulunduğu kefeye yerleşir. Hemen bununla beraber bir anda ağır basar, seyyiata (günahlara) baskın çıkar. Adamcağız şaşırır ve bu inen neymiş diye bir bakar. Bunun hayatında samimiyetle söylemiş olduğu 'Lâ ilâhe illallah' olduğunu görür ve böylece cennetliklerden oluverir, Allah'a hamd ü senâ eder."


Efendimiz'in (s.a.v.) bir sünnetine veya hadisine, ya Ehl-i Beyti ya da Ashab-ı Mustafa'nın uygulamalarına dayandığını görürüz. 70 bin Kelime-i Tevhid çekmek ve biriktirmek de Efendimiz'in (s.a.v.) Ehl-i Beyti'nden naklen, evliyaullah tarafından bildirilmiştir. Kelime-i Tevhid çekilirken dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi de, yukarıdaki yazımızda da belirttiğimiz gibi, tek başına 'Lâ ilâhe illallah' lafzının eksik olduğu, ancak ve ancak 'Muhammedün Resulullah' ile tevhidin tamam olacağıdır. 70 bin tevhid biriktirirken, 'Lâ ilâhe illallah' kısmı dil ile, kulağın duyacağı şekilde söylenirken, insanın içinden de 'Muhammedün Resululah'ı geçirmesi icab eder. Yoksa işini eksik yapmış olur. İbnü'l-Arabî Hazretleri tefsirinde "Bir kişi cehenneme müstahak olsa bile, eğer amel defterinde yetmiş bin kelime- i tevhid var ise, muhakkak o cehennemden azâd olur." buyurmuştur. Bunun sadece diriler için değil, mümin olduğu halde, Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarına riayet etmediği için kabirde azaba uğrayan kişiler için de bir kurtuluş vesilesi olduğu, bizzat yaşadığı bir hâdiseyle etrafındakilere haber vermiştir.

Evliyanın büyüklerinden İbnü-l Arabi (k.s.) bir gün, kabristanın önünden geçer. O sırada, yanyana duran iki kabrin başında bir çocuğun hıçkırıklarla ağladığını görür. Merakından ve belki çocuğun bir ihtiyacını görürüm düşüncesiyle yanına gider. Çocuk hıçkırıklarla, 'Allah'ım annemi ne olur affet, üzerindeki kabir azabı kaldır.' diye dua etmektedir. (Dostlar derlerki, keşf-i kubur, seyr-ü sülüka giren yeni dervişe verilen ilk esmada zuhur eden hallerdendir. Artık evliyaullahın neler neler gördüğünü, sizin irfanınıza bırakıyorum.) İbnü-l Arabi Hazretleri (k.s.) kabirdeki kişinin haline bakar; hakikaten azab edilmekte olduğunu görür. Çocuğunda keşif sahibi olduğunu ve bu azabı gördüğü için, böyle dertli dertli, ağlaya ağlaya dua ettiğini hemen anlar. Yeni tamam ettiği ve henüz kimseye hediye etmediği, bağışlamadığı bir Kelime-i Tevhid hatmi olduğu, yani 70 bin tevhid biriktirdiği aklına gelir. Çocuğun haline dayanamaz ve oracıkta, 'Ya Rabbi, nasip ettiğin ve tamamlattığın o, 70 bin tevhidi, ben burada azab içinde yatan kadına bağışlıyorum. Ne olur kabul et!

Azabı üzerinden kaldır. Sen herşeye kadirsin' diye dua eder.

Müminin, tanımadığı mümin kardeşi için yapacağı dua, kabul olacağı kesin olan dualardandır.

Hazretin, tanımadığı bu kadıncağız için yaptığı dua da, bağışladığı tevhidler de kabul olur ve bir anda ateşin, azabın içindeki kadının hali değişir. Azab kalkar, kabri bir cennet bahçesine dönüşür. Bu durumu gören çocuğun gözyaşları bu kez sevinçten akmaya başlar.


Gaziantep’te nohut ile çekerler. Toplanırlar, her biri yüz kelime-i tevhid çekince, yani; yüz kere; «Lâ ilâhe illâllah» deyince, bir kere de «Muhammedü’r Rasûlullah» deyip, bir nohut atar. Böylece 700 nohut bitince, 70.000 kelime-i tevhid hatmi tamam olmuş olur. 

Peygamber Efendimiz (asm), şöyle buyurmuş:

اِذَا مَاتَ أحَدُكُمْ  Sizden birisi öldüğünde   فلا تَحْبِسُوهُ onu durdurmayın   وَأَسْرِعُوا بِهِ إِلَى قَبْرِهِ  onu kabrine koyma hususunda acele edin.  عِنْدَ رأْسِهِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ ولْيُقْرَأْ -İçinizden birisi- ölünün başucunda Fatiha suresini okusun.   وعِنْدَ رِجْلَيْهِ بِخَاتِمَةِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ ve ayak ucunda da Bakara suresinin sonunu okusun.  في قَبْرِهِ kabri başında. (Taberani, Mu'cemu'l Kebir, XII, 340; el-Beyhaki, Şuabu'l İman, VII, 16, hadis no: 9294)

Başka hadislerinde şöyle buyurmuş:

اِقْرَؤُا يس عَلَى مَوْتَاكُمْ  Ölülerinize Yasin suresini okuyun. (Ebu Davud, Cenâiz, 24; İbni Mâce, Cenaiz, 4; Nesai, Amelü'l-Yevm ve’l-Leyle, s. 58)

İbni Hacer: "Hadisteki ölülerden murad, hakiki olarak ölmüş olanlar."  demektedir. (İbni Hacer, Telhîsu'l-Habir, II, 650)

Resulullah (asm) iki kabre uğradı ve şöyle dedi: 

"Şüphesiz bunlar azap olunuyorlar. Büyük bir günahtan dolayı da azap olunmuyorlar. Onlardan biri söz taşır, diğeri ise idrarından sakınmazdı." 

Sonra Resulullah (asm), yaş bir hurma fidanı istedi. Sonra çubuğu ikiye bölerek, bir parçasını birinin, diğer parçasını da diğerinin üzerine dikti ve şöyle buyurdu:

 "Bunlar kurumadığı müddetçe azapları hafifletilir." (Buhari, Vudu, 55; Müslim, Taharet, 34; Ebu Davud, Taharet, 11; Tirmizi, Taharet, 53; Nesai, Taharet, 27)

Hz. Talha şöyle der:

“Abdullah İbni Abbas'ın arkasında bir cenaze namazı kıldım. O, Fatiha suresini okudu. Sonra da ‘Onun sünnet olduğunu öğrenin diye böyle okudum.’ dedi.” (Buhari, Cenaiz, 65; Ebu Davud, Cenaiz, 59; Tirmizi, Cenaiz, 39; Nesai, Cenaiz, 77; İbni Şeybe, 11/492)


Hanefi mezhebinde; kabirde olsun, başka mekânlarda olsun, ölülere Kur'an okumak caizdir. Hanefiler, okunan Kur'an'ın sevabının bağışlanması durumunda, bunun ölüye ulaşacağını kabul ederler. (İbni Nüceym, el-Bahru'r Rik, III, 63; Meydani, el-Lübab, I, 38; İbni Abidin, Reddu'l Muhtar, I, 844).

Kişi namaz, oruç, zekat, hac ve Kur'an okumak gibi bir ameli işler de sevabını başkasına bağışlarsa, bunu hangi niyetle yaparsa yapsın, bu yapılan bağış yerine ulaşır ve kendisine bağış yapılan kişi bundan faydalanır. Ölü veya diri olması fark etmez. (Ayni, el-Bidaye, III, 844).Efendimiz (asm)'ın, ümmeti adına kurban kesmesini;

Ölülere Yasin okunabileceğini gösteren hadis-i şerifi;  

Ölü adına yapılan hac ve sadakanın, faydalı olacağını gösteren hadisleri;  

Ve kabirlerde, Yasin ve İhlas suresinin okunabileceğini gösteren, hadisleri delil göstermişlerdir.

Muhaddis ve fakih Ayni'den İbni Abidin'e kadar, hemen hemen bütün Hanefi âlimleri, bunda müttefiktirler. 


Muhammed b. Kudâme, Leclac hadisini, Mübeşşir b. İsmail'in kendisine rivayet ettiğini söyledi. Leclac hadisi şöyledir: 

Sahabeden Leclac Hazretleri, oğluna vasiyette bulunurken şöyle demiştir:

“Oğulcuğum! Ben öldüğüm zaman beni mezara göm. Beni mezara koyduğun zaman şöyle de: بِسْمِ اللَّهِ وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللَّهِ  Sonra da üzerime toprak atarak düzelt. Daha sonra da başımın ucunda Bakara suresinin baş tarafını ve son kısmını oku. Zira ben Hz. Peygamber'in böyle dediğini duydum.” (Taberani, XIX, 220, 221; İbni Asakir, Tarihu Dimeşk, XXXXX, 292; el-Beyhaki, IV, 56)

Bu hadisi duyan İbni Hanbel Hazretleri, Kur'an okumasını engellediği adamı çağırttı ve okumasına devam etmesini istedi. (İbni Kudame, el-Mugni, II, 424).

Ahmed İbni Hanbel Hazretleri, şöyle demektedir:

 “Kabristana girdiğinizde, Ayetü’l-Kürsi ve üç defa İhlas suresini okuyarak şöyle dua ediniz: Allah'ım onun ecrini şu kabir halkına ulaştır.” (İbni Kudame, el-Mugni, II, 424; Kurtubi, et-Tezkira, I, 96)

Başka bir rivayette de şöyle der: 

"Fatiha suresini, Muavvizeteyn ve İhlas surelerini okuyunuz. Sonra da bunu kabir halkına bağışlayınız. Çünkü o, ölülere ulaşır.” (Kurtubi, et-Tezkira, I, 96)

Hanbeli mezhebinin önde gelen fakihlerinden, İbni Kudame el-Makdisi Hazretleri ve Selefilerin yere göğe sığdıramadığı İbni Teymiye; Ahmed İbni Hanbel'in bu görüşünün, son görüşü olduğunu söyler ve bu görüşü tercih ederler. (İbni Kudame, el-Mugni, II, 424; İbni Teymiye, Mecmû'ul Fetava, XXIV, 366)

Yine Hanbeli mezhebinde, kişinin, kendi kabri üzerine Kur'an okumayı vasiyet etmesi caizdir. Çünkü onlara göre, şu üç durumda Kur'an'ın sevabı ölüye ulaşır: 

- Kabrin yanında okumak,

- Okumadan sonra dua etmek,

- Sevabını, ölünün ruhuna niyet ederek okumak. (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhu'l İslam, 8/51)


Şafi mezhebine gelince; İmam Gazali, İbnü's Salah, İmam Nevevi, Muhibbü't Taberi, İbnu'r Rıfat, İbni Hacer, İmam Suyuti, İmam Şirbinî gibi, neredeyse bütün Şafi âlimleri, ölülere Kur'an okunabileceğini kabul etmişlerdir. 

İmam Nevevi ki, Şafilerin, İmam Şafi'den sonra, ikinci büyük imam olarak gördükleri zattır. Bu zat, İmam Şafi Hazretlerinin şu sözünü nakleder: 

“Ziyaretçilerin kabirde, Kur'an'dan bir bölüm okumaları müstehaptır. Şayet Kur'an'ın tamamını okurlarsa bu daha güzel olur.” (Nevevi, el-Ezkar, 137; Riyazu's-Salihin)

Selefilerin, İbni Teymiye'den sonra en çok beğendikleri İbni Kayyım, “Ruh” isimli kitabında, Hasan b. Sabbah Zafera'nın şu sözünü nakleder: 

“İmam Şafi'ye sorduğum zaman, O: ‘Kabirde Kur'an okumanın hiçbir sakıncası yoktur.’ demiştir." (İbnü-l Kayyım el-Cezviyye, Ruh, 19)

Bakın, İmam Şafi'nin bu sözünü, Selefilerin en çok güvendiği İbni Kayyım, kendi eserinde naklediyor. Zaten İbni Kayyım da bu itikat üzeredir. 

Şafi mezhebinde bir görüş daha vardır. Bu görüşe göre, Kur'an'ın sevabının ulaşması için, ölünün arkasından dua edilmesi lazımdır. Dua edilmezse, sevap ölüye ulaşmaz.  (İmam Nevevi, el-Memmu, XV, 521)

Bu fetvadan dolayı Şafiler, Kur'an okuduktan sonra şöyle derler: "Allah'ım! Okumuş olduğum Kur'an'ın sevabının bir mislini, falanca kişiye ulaştır."

Yine Şafi mezhebine göre, kişinin, kendi kabri üzerine Kur'an okumasını vasiyet etmesi caizdir. Demek Şafiler, bu konuda Hanbeliler ile aynı görüştedir... (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhu'l İslam, VIII, 51)


Maliki mezhebine gelince; Maliki mezhebinde iki görüş vardır. İmam Malik Hazretleri, ölüye Kur'an okunmayacağı görüşündedir. İmam Malik'e göre, okunan Kur'an'ın sevabı, ölüye ulaşmaz. Maliki mezhebinin müteahhir denilen, İmam Kurtubi ve Abdulhak el-İşbilî gibi sonraki âlimleri, özellikle de Endülüs fukahası, ölülere Kur'an okunabileceğini ve sevabının ölülere ulaşacağını söylemişlerdir. (Kurtubi, et-Tezkira, I, 96; Abdulhak, el-Âkıbe, 254)

İmam Kurtubi Hazretleri bu konuda şöyle der: Kur'an okuduktan sonra ölülere bağışlanan sevap, ölüye ulaşır. Çünkü Kur'an bir dua, istiğfar, yakarma ve istirhamdır. (Kurtubi, et-Tezkira, I, 103)

Maliki imamlarından Kadı İyaz da ölüye Kur'an okumanın, müstehap olduğunu söyler. 

Yine Maliki mezhebinde, şartsız olarak, kişinin kendi kabri üzerine, Kur'an okunmasını vasiyet etmesi caizdir. (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhu'l İslam, VIII, 51)

Tâbiînden olan Haneş’ten rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Ben Ali’yi (r.a.) iki koçu (birden) kurban ederken gördüm de kendisine; ‘Bu da nedir?’ diye sordum. ‘Resûlullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.’ cevabını verdi.” (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 420, 423)

Resulullah efendimiz için de kurban kesmek, müstehabdır ve çok sevabdır. Resulullah efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti için idi. Kestiği iki kurban için, (Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, Veda haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63’ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali'ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. Peygamber efendimiz için kurban keserken, (Allah rızası için kurban kesmeye ve sevabını Resulullah efendimize hediye etmeye) diye niyet edilir.

1-Hanefîlere göre bir kimse, kendi parasıyla alıp sevâbını ölmüş bir yakınına veya herhangi bir mü’min kardeşine bağışlamak üzere bayram günlerinde veya sair günlerde kurban kesebilir. Kişi, kestiği bu kurbanın etinden kendisi yiyebildiği gibi, başkalarına da verebilir. Zira kendi kurbanı gibi hüküm alır, sevabı da bağışlanana gider.Fakat bir kimse vefât eden kişinin, irtihâlinden önceki emri ile,vasiyyeti ile onun adına keseceği kurbanın etinden yiyemez. Zira bu, adak hükmündedir, kesen ve yakını yiyemez. Bunu tam olarak tasadduk etmesi gerekir. (İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 5/229)

2. Hâsılı, ebedî âleme göç etmiş mü’minler adına da nafile olarak kurban kesilebilir, sevâbı onlara bağışlanabilir. Bunun da bayram günü, yahut da öncesinde kesilmesi hususunda bir ayrı hüküm yoktur. Her zaman kesilebilir. Ancak vefat etmiş bir Müslümanın vasiyeti üzere kesilecek kurbanın mekanla ilgisi yoksa da zamanla ilgisi vardır. Zira bu udhiyye olarak kesilmekte ve sevabı vasiyet eden kimseye ait olmaktadır. Bu sebeple Kurban Bayramı günlerinde kesilmesi icabeder.Bu mes’elenin belgesini teşkil eden bir hadis-i şerif’te şöyle açıklanmaktadır. Hz. Ali (R.a) Peygamber (s.a.v.)’in ahirete göç etmesinden sonra Kurban Bayramı’nda iki tane kurban kesmiş. Bunu gören Haneş (R.a), bu ikinci kurban nedir diye sormuş. Hz. Ali, “Resûlüllah (s.a.v.) vefatından sonra bana, kendisi için kurban kesmemi vasiyet etmişti; işte ben onu kesiyorum” cevabını verdi. (Sünenü Ebî Dâvud, cilt 3, sayfa 94)


Bir kimse okuduğu Fatiha'yı veya Yasin'i veya başka bir sureyi eğer sevabını ve menfatini bir ölüye bağışlamak maksadıyla okumuş ise önce bunu Rasulullah Aleyhisselam'a sahabe-i kiramın ruhlarına ve sonra sırasıyla  

Sadat-ı Kiram'ın ruhlarına hediye ettikten sonra en son henüz hayatta olan kendi mürşidinin ruhuna hediye edip sonra şöyle niyet etmelidir:

« Ya Rabbi bu okunan surenin sevab ve menfaatini mürşidim ...'ın himmetini, nazarını ve tasarrufunu vesile ederek falan kimseye 

kimselere bağışladım.»

Denilmiştir ki; Böyle yapılırsa Allahu Teala sanki o sureyi o ismi zikredilen mürşidin (velinin) okumasından hasıl olan bir sevap/menfaat ölçüsü ile o ölüyü yararlandırır.

Bir kimse Ulu'l-azm velilere muhabbet etmekle Allah'ın o kimseye merhameti tecelli eder. Bu merhamet hidayete, hidayet de o kimsenin velilere mahsus amelleri yapmasına vesile olur. Böylece o da velilerden olur/sayılır.


61...5.KABİR.CENAZE.MEZARLIK.DEFİN. ÖLÜM.GIYABİ NAMAZ

Cenaze namazı kılmak için, cenazeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır ve niyet edilir.

İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar “ve celle senâük” cümlesiyle birlikte “Sübhaneke”yi okurlar.

Ardından, eller kaldırılmadan tekbir alınır ve “Salli-Bârik” duaları okunur.

Tekrar eller kaldırılmaksızın tekbir alınır.

Bilenler cenaze duasını (Tirmizî, Cenâiz, 38), bilmeyenler ise dua niyetiyle “Fâtiha” suresini veya başka bir duayı okurlar (Tirmizî, Cenâiz, 39).

Dördüncü tekbirden sonra sağa ve sola selam verilir.

Böylece namaz tamamlanmış olur


Hanbeli mezhebine göre ölüyü veya bir kısmını yıkamaktan dolayı abdest bozulur. Yıkanan cenazenin küçük ya da büyük, erkek ya da dişi, Müslüman ya da kaifr olması hükmü değiştirmez.

Çünkü İbni Ömer, İbni Abbas ve Ebu Hureyre'den bu doğrultuda rivayetler gelmiştir. İbni Ömer ve İbni Abbas'tan gelen rivayete göre onlar ölü yıkayan kimseye abdest almasını emrederlerdi. Ebu Hureyre ise şöyle demiştir:

"Bu işteki asgari hüküm abdest almak gereğidir. Çünkü ekseriya yıkayan kişinin elinin ölenin fercine değmesi ihtimali vardır."

Fakihlerin çoğunluğu ise, ölüyü yıkamaktan dolayı abdest gerekmez demişlerdir. Sahih olan da budur.


Ölü insanın soğumuş ve yıkanılmamış bedenine dokunan yani kendi bedeninin bir kısmını ona dokunduran kimsenin üzerine, bu dokunma ister uykuda olsun ister uyanıkken, ister ihtiyarî olsun, ister gayriihtiyarî, gusl-ü mess-i meyyit (=ölüye dokunduğundan dolayı gusül) farz olur. Hatta tırnak veya kemiği ölünün tırnak veya kemiğine dokunursa gusletmelidir. Ancak ölü hayvana dokunmadan dolayı insanın üzerine gusül farz olmaz.


Tümü soğumamış bir ölünün bedeninin soğumuş kısmına bile dokunulsa, gusül farz olmaz.


Üç guslü tam olarak verilmiş olan meyyite dokunan kimseye, gusül farz olmaz. Ama üçüncü gusül tamamlanmadan, ölünün herhangi bir yerine dokunan kimseye, hatta dokunduğu bölgenin üçüncü guslü verilmiş olsa dahi, gusül farz olur.

Ölüye dokunduktan sonra gusletmeyen bir kimsenin camide durmasının, cinsel ilişkide bulunmasının ve içinde farz secde bulunan sureleri okumasının sakıncası yoktur; ancak namaz ve benzeri şeyler için gusletmelidir.



Ölmek üzere olan kimsenin yüzünü kıbleye çevirmek, her Müslüman’a ihtiyaten farzdır. Muhtazarın kendisi razı olur, özrü de olmazsa, bu iş için onun velisinden izin almaya gerek yoktur. Aksi taktirde velisinden izin almak ihtiyaten farzdır.

Zor can veren bir kimseyi, rahatsız olmadığı takdirde, namaz kıldığı yere götürmek müstehaptır.


Ölmek üzere olan kimsenin rahat olması için başı ucunda Yâsîn, Sâffât ve Ahzâb Surelerini, Ayet'el-Kürsî'yi, A'râf Suresi'nin 54. ayetini, Bakara Suresi'nin son üç ayetini ve Kurân'dan mümkün olduğu miktarda okumak müstehaptır.


Ölmek üzere olan kimseyi yalnız bırakmak, karnı üstüne ağır bir şey koymak, yanında cünüp ve hayız hâllerinde olanların bulunması ve ayrıca fazla konuşmak, ağlamak ve kadınları yalnız onun yanında bırakmak, mekruhtur.


Öldükten sonra açık kalmaması için ölünün ağzını kapatmak, gözlerini yummak ve çenesini [bir bez ile iyice çekip tepesine] bağlamak, ellerini ve ayaklarını uzatmak, üzerine bir örtü çekmek, gece ölmüşse öldüğü yerde ışık yakmak, cenazenin teşyii için müminlere haber vermek ve gömülmesinde acele etmek müstehaptır. Ama öldüğü kesin olarak bilinmezse, kesinleşinceye dek beklenilmelidir. Yine ölü, hamile ve karnındaki çocuk da canlı olursa, sol tarafı yarılıp çocuk çıkarılıncaya ve yarılan yere dikiş atılıncaya kadar gömme işleri ertelenmelidir.


Cenazeye üç gusül vermek farzdır:

1) Sidr ile karışık suyla.

2) Kâfur ile karışık suyla.

3) Saf su ile.


Sidr ve kâfur, suyun muzaf suya dönüşeceğine sebep olacak ölçüde fazla ve yine "sidr ve kâfurla karıştırılmamış sudur" denecek ölçüde az olmamalıdır.


Gereken miktarda sidr ve kâfur bulunmazsa, müstehap ihtiyat gereği bulunan miktarın suya katılması gerekir.

Ölüyü yıkama şekli, cenabet guslü gibidir. Farz ihtiyat gereği, tertibî olarak yıkama mümkün olduğu takdirde, irtimasî olarak yıkamamalıdır. Tertibî gusülde de bedenin sağ tarafı sol taraftan önce yıkanmalıdır

Ölüyü yıkamak için ücret almak, ihtiyat gereği haramdır. Allah’a yakınlaşma niyetine ters olacak şekilde biri gusül için ücret alırsa, o gusül batıldır. Ancak yıkama öncesi gerekli hazırlıklar için ücret almak, haram değildir.


Ölü guslünde, Cebire-i Gusül meşru değildir. Su bulunmaz veya suyu kullanmanın sakıncası olursa, her yıkama yerine ölüye bir teyemmüm ettirilir. Üç teyemmüm ettirilmesi ise ihtiyaten müstehaptır.

 Ölüye teyemmüm ettiren kimse, kendi ellerini toprağa vurmalı sonra ölünün yüzüne ve ellerinin arkasına sürmelidir. Eğer mümkün olursa ölünün elini toprağa vurarak yüzüne ve ellerinin üstüne çekmek de ihtiyat gereği müstehaptır.

 

HANUT

Ölüyü yıkadıktan sonra belirli yerlerine hanut konulması farzdır; yani [secde yerleri olan] alnına, ellerinin içine, dizlere, ayak başparmaklarının ucuna, kâfur konulması vaciptir. Burnunun ucuna da kâfur sürmek müstehaptır. Kâfur taze ve ezilmiş temiz ve gasp edilmemiş olmalıdır. Eski olduğu için kokusu gitmiş olursa yeterli değildir.


Kâfurun secde yerlerinin sırasına göre konulması gerekmez. Ancak önce alına konulması ihtiyaten müste-haptır.


Ölüye, kefenlemeden önce hanut konulması daha iyidir. Ancak kefenlerken veya ondan sonra yapılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.

İhtiyat gereği ölüyü amber, misk, ud ve diğer ıtırlar vurmak veya hanut için bunlarla kâfuru karıştırmak müstehaptır.


Kâfuru, Şehitlerin Efendisi Hz. İmam Hüseyin'in (Allah'ın selâmı ona olsun) türbetiyle karıştırmak, müste-haptır. Ama bu tür kâfurun saygısızlık sayılacak yerlere değdirilmemesi gerekir ve yine türbetin, karıştırıldığı takdirde "bu kâfur değildir" denecek kadar fazla olmaması gerekir.

İki tane yaş ve taze ağaç dalını cenazeyle beraber kabre koymak müstehaptır.


Cenazenin kabre bir kaç arşın kala yere koyulması, üç defada yavaş yavaş kabre yaklaştırılması, her defasında yere bırakılıp kaldırılması ve dördüncü defada kabre konulması.


Ölü erkek ise, üçüncü defada baş tarafı mezarın aşağı tarafına gelecek şekilde yere koyulması ve dördüncü defada baş tarafından mezara koyulması; eğer ölü, kadın ise üçüncü defada mezarın kıble tarafına koyulması ve yanlamasına mezara indirilmesi ve kabre indirilirken kabrin üzerine bir perde çekilmesi


Ölünün yüzünün toprağa bırakılması.


Ölünün başının altına topraktan bir yastık yapılması.


Arkası üzerine dönmemesi için ölünün arkasına pişmemiş toprak veya kesek koyulması.


Mezarı toprakla doldurulmadan önce sağ elle cenazenin sağ omzuna vurulması ve sol elle de sol omzundan sıkıca tutulması ve ağzın ölünün kulağına yaklaştırılarak şiddetle hareket ettirilmesi ve üç defa şöyle denilmesi:

( اِسْمَعْ اِفْهَمْ يَا فُلاَنَ بْنَ فُلاَن‌ٍ ) "İsme‘', ifhem ya fulanebne fulan." (  Ey falanın oğlu falan! (Söylediklerimi) dinle ve anla ) Fulan yerine ölünün ve babasının ismi söylenilmelidir. Şöyle ki, eğer ölünün ismi Muhammed ve babasının ismi de Ali ise, üç defa şöyle denilmelidir: (اِسْمَعْ اِفْهَمْ يَا مُحَمَّدَ بْنَ عَلِىٍّ‌)  Amentü oku

"İsme‘', ifhem ya Muhammed'ebne Ali."


Daha sonra dua.Sebbetekellahu bi'l-kevli's-sabiti ve hedakellahu ila siraţin mustekîm. ‘Errefellahu beyneke ve beyne evliyâike fî mustekerrin min rehmetih."Allah, seni gerçek söz üzerinde sabit kılsın; seni doğru yola hidayet etsin ve seni sevdiklerinle rahmet yurdunda (cennette) tanıştırsın.]


Ellahumme cafi'l-erże ‘en cenbeyhi ves'‘ed birû-hihi ileyke ve lekkihi minke burhana. Ellahumme ‘efveke ‘efvek."Allah'ım! Toprağı (yerin sıkıntısını) yanlarından uzaklaştır. Ruhunu kendine yücelt. Kendi katından onu bir delile kavuştur. Allah'ım! Affını dileriz, affını dileriz.]


Cenazeyi kabre koyan kimsenin taharetli (=abdest veya gusül almış olması), başı açık, yalın ayak olması ve cenazenin ayakları tarafından kabirden çıkması ve ölünün akrabaları dışında orada bulunanların, ellerinin arkasıyla kabre toprak dökmeleri ve "İnna lillahi ve inna ileyhi raci‘ûn" (28) demeleri iyidir. Ölü kadın olursa, mahrem olanların ve eğer mahremi olmazsa akrabalarının onu kabre koymaları gerekir.


620- Kabrin kare veya dikdörtgen şeklinde yapılması ve topraktan dört parmak kadar yükseltilmesi, yanlışlık olmaması için üzerine bir işaret konulması, kabir üzerine su serpilmesi, su serpildikten sonra orada bulunanların ellerini kabir üzerine koyarak parmaklarını açıp toprağa batırmaları ve yedi defa Kadir suresini okumaları ve ölü için Allah'tan bağış dilemeleri ve şu duayı okumaları iyidir:

اَللَّهُمَّ جَافِ اْلاَرْضَ عَنْ جَنْبَيْهِ وَاصْعَدْ اِلَيْكَ روُحَهُ وَ لَقِّهِ مِنْكَ رِضْوَاناً وَ اَسْكِنْ قَبْرَهُ مِنْ رَحْمَتِكَ مَا تُغْنِيهِ بِهِ عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ

Okunuşu: "Ellahumme cafil erże ‘en cenbeyhi, ves'‘ed iley-ke rûhehu ve lekkihi minke riżvana. Ve eskin kebrehu min reh-metike ma tuğnîhi bihi ‘en rehmeti men sivak." Allah'ım! Toprağı (yerin sıkıntısını) yanlarından uzaklaştır. Ruhunu kendine yücelt. Onu rızana kavuştur. Kabrini, kendisini diğerlerinin rahmetinden muhtaçsız kılacak derecede rahmetinle doldur.


Kâfir bir kadın ölür ve karnında ölü bir çocuk bulunursa, çocuğun babası Müslüman olduğu takdirde, çocuğun kıbleye yönelik olması için kadın sol tarafı üzerine ve arkası kıbleye gelecek şekilde yatırılmalıdır. Hatta müstehap ihtiyat gereği, çocuğun bedenine ruh girmemiş olsa da, bu hükme göre amel edilmelidir.


Müslümanın, kâfir mezarlığına ve kâfirin de Müslüman mezarlığına gömülmesi, caiz değildir


Namazdan önce üç defa "es-salât" demesi.


GIYABi cenaze NAMAZI

Resûlullah (s.a.s.), Habeş Kralı Necâşî’nin vefatını haber vermiş, sonra da onun cenaze namazını kıldırmak üzere cemaatin önüne geçmiş, ashab da arkasında saf tutmuştur (Buhârî, Cenâiz, 55; Müslim, Cenâiz, 63).


Olayda hazır bulunan Câbir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.s.), Necâşî’nin (gıyabında) cenaze namazını kıldırdı. Ben de ikinci yahut üçüncü saftaydım.” (Buhârî, Cenâiz, 54)Yine, Resûlullah’ın (s.a.s.) Uhud şehitleri (Buhârî, Cenâiz, 73) ve kendisine haber verilmeden defnedilen cenazeler için de gıyabi cenaze namazı kıldığı bilinmektedir (Buhârî, Cenâiz, 56).

60..4.KABİR.CENAZE.MEZARLIK.DEFİN. ÖLÜM.KABİR NUR NAMAZI

Hangi bir kul (kabir azabına duçar olmuş bir) ölüsünün kabrinin yanında üç kere: 'Allâhümme bi hakkı seyyidinâ Muhammedin ve âli Muhammedin sallallahu aleyhi ve selleme lâ tüazzib hâzel meyyit. / Ey Allah'ım! Efendimiz Muhammed'in ve Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ailesinin hürmetine bu ölüye azab etme.' derse, sura üfürülünceye kadar ondan azab kaldırılır." (bk. Abdurrahman b. Muhammed, Buğyetü'l-müsterşidin, 2/374; Muhammed b. Ömer, Nihayetü'z-zeyn, Beyrut, 2002, s. 149; 121)

Ana babasının kabrini Cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]

Kabir ziyareti menduptur.


Kabirde yasin suresi okumak ise müstehaptır.


(1)Resul-ü Ekrem, ﷺ efendimiz bir kabristanda bulunan iki kabir sahibine azab edildiğini anlamışlar, mübarek ellerine aldıkları, yaş bir hurma fidanını ikiye bölüp birini bir kabrin,diğerini de diğer kabrin başına dikmişler, “Umulur ki bunlar kuruyuncaya kadar bu kabrin sahipleri hakkındaki azap hafifleyecektir.” diye buyurmuşlardır.


(2)Kabirlerin yanında uyumak,çevrelerini kirletmek,yaş otlarını,ağaçlarını koparmak mekruhtur. Ayrıca başka milletleri taklit düşüncesi ile kabre çiçek koyma olursa caiz olmaz.


(3)Kabirlere birkaç parça gül, reyhan gibi yaş çiçekler konulabilinir ama bu konuda solacak çiçekler için çok para harcanması söz konusu ise bu israftan kaçınmak gerekir.


(1) نور اليضاح،فى زيارة القبور 

(2) Buhari; Vuzu:54 No: 213

(3)Ömer Nasuhi Bilmen,Büyük İslam İlmihali

Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini cuma günü ziyaret ederek orada Yasin sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar."


Kabir nur namazi

Ümmü Seleme (r.a)’dan rivayet edilen hadisi şerif şu şekildedir:

“Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) vitir namazından sonra, oturduğu yerden iki rekat namaz kılardı.”


Kabir namazı oturularak kılınan bir namazdır. Bu nedenle halk arasında “oturularak kılınan namaz” olarak da bilinir. 


Kabir nur namazı 2 rekattır ve şu şekilde kılınır:

Namaz oturularak kılınır. Tahiyyata oturulur gibi oturulur ve kabir namazı kılmaya niyet edilir. 

Niyet sonrası sübhaneke, euzu besmele ve Fatiha Suresi okunur. Fatiha Suresinden sonra zammı sure okunur.

Ardından tekbir getirilir ve yarım eğilerek oturur vaziyette rükuya gidilir.

Rükudan sonra “semiallahü hülümen hamide” denir ve oturur vaziyete geri dönülür.

Tekrar tekbir getirilir ve secdeye gidilir, iki secde yapıldıktan sonra kıyama kalkılmaz, oturur vaziyette 2. rekata başlanır. 

2. rekatta besmele Fatiha Suresi ve zammı sure okunur.

Birinci rekat gibi namaz kılınır ve bitirilir.

Kabir nur kılmaya devam eden kişiler kabir azabından kurtulur.

Kıyametin dehşetinden emin olur.

Kuran-ı Kerimi öğrenmesi kolaylaşır.

Fakirlikten kurtulur, yokluk görmez.

Kabir nur kılan kişiler Allah yolundan ayrılmaz.

 Bu namazı kılan kişi kuran-ı Kerimi anlamaya başlar.

Bu namazı kılan kişilerin kalbine nur dolar.

Korkulardan emin olur.

İnsanlar içinde mahsun olmaz.

Allah (c.c) bu namazın bereketi sayesinde o kişiyi günahlardan uzak tutar.

Dünya sevgisi o kişinin kalbinde azalır.

Allah katında sıddıklardan yazılır (Allah’ın izni ile).

Cinlerin ve insanların şerrinden korunur.

Sihir ve büyülerden korunur.

Kıyamet günü kitabı sağından verilir.


Vefat etmiş kişiyede ismi İLE bağışlanır.

ب

59...3.KABİR.CENAZE.MEZARLIK.DEFİN. ÖLÜM

KURAN OKUMANIN GÜNAHI OLMAZ.

Kişi vefat ettikten sonra ilk 7 gün mezarlıkta kuran veya hatim okunur.Bu bazen 20 günde olur.sahabe hayatinda uygulamaları var.

Daha sonraları insanların dünya hayatına kapılıp ahireti unutmasın diye çeşitli uygulamalar yapılmıştır.

Cenaze sahipleri istedikleri dönemlerde vefat eden yakınlarına kuran okutabilir. Cemaatte rahmet vardır.toplanarak kuran merasimleri olur.

Cumhuriyetten once 40 ve 52 gunu uygulamaları var idi.

Ehli sünnete uygun olan kuran merasimleri olabilir.

Malesef mezhebsiz ve vehhabi uygulamaları ahiret ve ölüm bilincini silmeye yoneliktir.

Cumhuriyetten önce 40 ve 52 gece uygulamaları var idi.

Cumhuriyetten önce mezar taşı uygulamalarıda vardı. Salih kimselerin mezarını belli etmekte ne kusur var.

Nitekim son ana kadar mekke ve medinede mezar taşları vardı.

Vehhabi ve mezhebsizlere benzemekte yanlış değilmi.

Aşırıya gitmeden makul mezar tası olabilir.

Ehli küffar islamın izlerini siliyor buna binaen israf ve şatafata gitmeden mezar izi belli etmekte ve salihlerin unutturulmaması icin olabilir.

Son karar cenaze sahiplerinindir.


Kırk ve elliikinci GECE DUASI ARAPÇA OKUNUŞU

"Bismillahirrahmanirrahim"

"Allahümme inni es'elüke bi hakkı hakkıke ve bi hakkı kibriyaike ve bi hakkı cemalike ve bi hakkı kibriyaike ve fadlike ve keremike ya kadie'l-ihsani ya sadıke'l va'dil emin la ilahe illa ente sünhaneke inni küntü minezzalimin Allahümme ecib da'veti hürmeti ismike'lazim ve bi hürmeti Muhammedin sallallahü te'ala aleyhi ve sellem ve ala alihi ve sahbihi ecma'iyn ve'lhamdü lillahi Rabbi'l alemiyn ve la havle vela kevvete illa billahi'l aliyyil aziym."

ANLAMI

"Allah'ım, hakkın, azametin, cemal ve celalin, varlığın, fadl ü keremin hakkı için tevessül ediyorum. Ey sonsuz ihsanı olan, vadettiğini anında ve olduğu gibi yerine getiren Rabbim! Senden başka ilah yoktur. Allah'ım, ben kendine zulmedenlerdenim. Ya Rab, muazzam adının, Hazret-i Muhammed (s.a.v)'in al ve ashabının hürmetine duamı kabul eyle. Alemlerin Rabbine şükürler olsun ve kuvvet ancak Allah'u Teala'nın yed-i kudretindedir."


Isteyen Ölduğü gün helva yapıp dagıtabilir.

Ölen kişi defnedildikten sonra yakınları Yasin, Tebareke, Amenerrasulü ve Rad surelerini okuyabilir.

Ölünün 3.günü bütün çevrelerde helva kavrulmakta, dualarla kavrulan bu helva, dağıtılmaktadır. Böylece, helvayı yiyen kişilerin de ölünün ruhuna “fatiha” okuması beklenmektedir. 

Ölünün 7.günü büyük bir yemek verilmektedir. 

40ncı günü sorgu biter.kuran okunur.

Ölünün gömüldüğü 52'nci gün mevlit ve Yasin suresi okutulur; o gün ölünün etinin kemiğinden ayrıldiği burnun duşdugu gundur.


Kırk günün önemi nedir?

Kırk sayısı, çoğunluğu bildiren işlerde asgari en büyük sayıdır. Bir duayı çok okumak istenirse, en az kırk kere okumalıdır.


Beş vakit namaz, sünnetleri ile beraber kırk rekattır. Fatiha, beş vakit namazın, her rekatında okunur. Böylece, her gün en az, kırk kere okunur.


Tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemeyi kırk günden fazla geciktirmek günah olur. Müslüman olan akrabayı ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. (Seadet-i Ebediyye)


Kırk gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında kırk bir kere Fatiha okunur. Besmelenin sonundaki Mimi Fatihanın Lam harfi ile birlikte okunur. [Yani (Rahimilhamdü) denir.] Sonra yapılan dua kabul olur. Suya üfleyip hasta veya büyülenmiş kimseye içirilirse, [eceli gelmemiş olan hasta] şifa bulur ve büyü çözülür. (Tefsir-i Azizi)


Kur'an-ı kerimi kırk günde bir hatmetmek, müstehaptır. (Şir’a)


Kırk sayısı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şu mealdedir:

(Her gece kırk âyet okuyan gafillerden yazılmaz.) [Beyheki]


(Kırk kişi bir cemaattir. Bir ölüye dua ederlerse Allahü teâlâ, o ölüyü affeder.) [Buhari]


(Şirkten uzak kırk mümin, bir müslümanın cenaze namazını kılarsa, Allahü teâlâ, muhakkak o müminlerin dualarını kabul ederek, o ölüyü affeder.) [Müslim, Ebu Davud]


(Kırk gün içinde bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar. Çünkü ilim kalbe hayat verir. İlimsiz ibadet olmaz. İlimsiz ibadetin faydası olmaz!) [Hazanet-ür-rivayat, Müjdeci Mek.]


(Bir âlim, bir şehirden gelip geçse, onun ayak basmasının hürmetine, oradaki kabristandan kırk gün azap kaldırılır.) [R.Nasıhin]


(Kırk gün ihlasla İslamiyet’e uyanın kalbini Allahü teâlâ hikmetle doldurur.) [Ebu Nuaym]


(Kırk gün helal yiyenin kalbini Allahü teâlâ nur ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya sevgisini, kalbinden giderir.) [Ebu Nuaym]


(Lohusa kadın kırk gün geçtiği halde, kan devam ederse, artık özürlü sayılır.) [Hakim]


(Kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişene iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.) [Ebu-ş-şeyh]


(İlk tekbire yetişerek, kırk gün cemaatle beş vakit namaz kılana Cennet vacip olur.) [Ebu Ya’la]


(Aldığı gıda maddelerini, pahalanınca satmak için, kırk gün saklayan, hepsini fakirlere parasız dağıtsa, günahını ödeyemez.) [Deylemi]


(Fal baktıran, falcıya inanmasa da, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]


(Bir lokma haram yiyenin, kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]


(Haktan bâtılı veya hidayetten dalaleti red için, ilimden bir konu öğrenmek niyetiyle evinden çıkan kimse, bir âbidin kırk yıllık ibadeti gibi ecir alır.) [Deylemi]


([Kırklar denilen] Ebdaller kırk kişidir. Bunların bereketi ile düşmana galip gelirsiniz ve beladan kurtulursunuz.) [İbni Asakir]


(Yeryüzünde her zaman kırk [evliya] bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar.) [Taberani]


(Her Peygamber Süleyman aleyhisselamdan kırk yıl önce Cennete girer. Fakir de, zenginlerden, sâlihler de diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.) [Taberani]


(Hazret-i İsa, yer yüzüne inince kırk yıl yaşayacaktır.) [İ. Ahmed]


(Allah için kırk gün nöbet tutanın, bütün günahları temizlenir.) [Taberani]


(Komşuluk dört taraftan kırk evdir.) [İ. Hibban]


(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.) [Ebu Nuaym] (İslam âlimleri, buna uymak için, (Kırk hadis) ismi ile hadis kitapları yazmışlardır.)


(Allah için hicret edenler, diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.) [Taberani]


(Bir âmâyı elinden tutup kırk adım götürene Cennet vacip olur.) [Taberani]


(Altın ve gümüşün zekatı kırkta birdir.) [Tirmizi]


(Cenazeyi kırk adım taşıyanın kırk büyük günahı af olur.) [İ.Asakir]


(Bir hasta, la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin kırk defa okursa, şehit olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları af olur.) (Necat-ül-musalli)


(Kırk yaşını geçtiği halde hayırlı işleri [sevapları], kötü işlerinden [günahlarından] ziyade olmayan kişi, Cehenneme hazırlansın.) [İ.Gazali]


(Kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.) [İ. Gazali]


(Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.) [Tirmizi, Nesai]


(Namazı kabul olmaz) demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla kavuşacağı büyük sevaptan mahrum kalır demektir. Namaz kılanın, günahları bırakması kolaylaşır. İçki içen de namaza devam etmelidir.


İmanla ölmek için şu duayı günde kırk kere okumalıdır:

(Ya hayyü ya kayyum ya zelcelali vel ikram, ya la ilahe illa ente.)

58...2.KABİR.CENAZE.MEZARLIK.DEFİN. ÖLÜM.CUMA GÜNÜ

Ölüm Sonrası

Ölü duyurusu, geçmişte ev ev dolaşılarak yapılırdı. Günümüzde ise sela okunarak yapılmaktadır.

Hastanın öldüğü gün, ölü evinde ve komşu evlerde süpürge tutulmaz.

Ölü evinde hastanın öldüğü gün “ölünün ağzı açılsın, ölünün ağzının tadı gelsin” diye helva yapılır.

Hasta can verirken başının altından yastık çekilmemişse; teslim olduktan sonra boynu düz olsun diye başının altındaki yastık çekilir.

Hasta ölür ölmez gözleri kapatılır; çene ve ayakları bağlanır. Ölen iyilerdense, ameli iyiyse elleri ayakları yeşillenir.

Öleceği anlaşılan hastanın yanında kullanılmamış, uçsuz tülbent (metre işi) hazır edilir. Hasta teslim olur olmaz çenesinin altından başa doğru ağız bağlanır (ağzı açık kalmasın diye.) Daha sonra ölünün ayakları, geriye çekilmesin dik kalsın diye iyice birleştirilerek ayak bileklerinden tülbentle bağlanır. Şişmesin diye üzerine bıçak konur.

Ölünün giysileri üzerinden bıçakla kesilerek çıkarılır. Ölünün üzerinden çıkarılan giysiler ve diğer giysileri “canı elbiselerin içinde kalmıştır” inanışından dolayı hemen yıkanmaktadır. Konuyla ilgili anlatı şöyledir: Ölü, elbiseleri çıkartılırken, yıkanırken der ki; “Beni yavaş edin, incitmeyin, suyumu kaynak yapmayın, ben Azrail'in elinden kurtulmuşum”. Hasta ölü döşeğindeyken yakınları gerekli temizliklerini yapar.

Ölü, ağzı ve ayakları bağlanıp soğumaya durduktan yaklaşık yarım saat sonra, yere serilen bir cecim üzerine indirilir. Ölünün altına serilen cecimi, kişi hayattayken, “ölünce altıma serilsin” diye yünden el dokuması olarak hazırlattırır. Daha sonra cecim camiye bağışlanır.

Hastanın öldüğü döşeğe “ölü döşeği” denir. Ölü, ölü döşeğinden indirildikten sonra, döşek dışarı çıkartılarak üç gün bekletildikten sonra yünü dökülerek yıkanır. Anlatılara göre, bazen döşek, ölünün canı içinde kalmıştır diye hemen yıkanmaktadır.

Ölü yıkanana kadar yanında yakınları bekler; başında bekleyen hapşırırsa “giden var, tekrar ölen olacak” denir.

Ölü yumuşaksa arkasından bir yakınını daha götürür. Yöre halkı bunu, “Allah sonunu hayır etsin boynu çok yumuşaktı, peşine ölü var” şeklinde yorumlar.

Hastanın öldüğü odada üç gün ışık yanar, bir kap içerisinde su bırakılır. Evin diğer taraflarının lambası da yakılır. Bu uygulamanın nedenini yöre halkı, “ruh evde olurmuş dermiş ki - bakalım lambalar yanıyor mu, sönmüş mü” diye anlatır.

Hasta ölür ölmez ilk olarak ayakkabıları dışarı konur, ayakkabıları fakir birisi alır.

Akşam ölenin cenazesi sabaha kadar bekletilir. Yöre halkının anlatısına göre “en uzun ömür ölenin öldükten sonra evinde kaldığı süredir.” Akşam ölen ertesi gün öğle namazında kaldırılır. Sela okunup, millet duysun, ölünün cemaati çok olsun diye özen gösterilir. Cenaze toprağa öğleden önce teslim edilir, öğle namazı cenazenin üstüne gelir. Sabah ile öğlen arasında ölen, öğle namazına yetiştirilmeye çalışılır; yetişmezse ikindi namazında kaldırılır. Akşam namazında cenaze kaldırılmaz.

Yıkama ve kefenleme:

Ölü için yapılan herşeyin sevabı çok büyüktür. Ölünün yıkama suyunu hayır seven iki-üç kadın taşır. Ölünün yıkama suyuna “cenaze suyu” denmektedir. Cenaze suyu, dönüp arkaya bakılmadan taşınır. Cenaze suyu üç tane kulplu bakır kazan içerisinde hazırlanır; ölü rahatsız olmasın diye ne ılık ne de sıcaktır. Bu sıcaklık yöre halkı tarafından “ısıya az” olarak tanımlanmaktadır. Ölünün yıkama suyu hazırlanırken el sokulmaz. Suyun sıcaklığı, “kulplu” denilen maşrapayla ele dökülerek belirlenir.

Kadın cenazeye kadınlar, erkek cenazeyi hoca yıkar. Cenaze yıkayan, abdest alır. Yıkama sırasında ölünün yanında yakınları bulunur. Cenaze yıkanan yerde kefen, pamuk, havlu makas, bıçak, kefen bezinden dikilen iki tane lif, üç kalıp sabun, su dökmek için kulplu, üç kazan ılık su ve yıkayanın üzerine su sıçramaması için önlük bulundurulur. Yıkama ve kefenleme, teneşir tahtasında yapılmaktadır.

Cenaze, başı kıbleye, ayakları gün doğuşuna gelecek biçimde yatırılır. İki buçuk kalıp sabun küçük küçük doğranarak eldiven şeklinde hazırlanan lifin içerisine doldurulur ele geçirilerek cenazenin tüm vücudu yıkanır. Geriye kalan yarım kalıp sabunla da başı yıkanır.

Ölü yıkanırken herşey sağdan yapılır. Önce göbek altından ayaklarının ucuna kadar sol el ile karnına bastırılıp içi temizlenerek yıkanır, sonra baştan göbek altına kadar sağ elle cenaze güzelce yıkanır. Arkalı önlü bu şekilde yıkandıktan sonra gusül abdesti aldırılır. Gusül tamamlandıktan sonra üç kere başına, üç kere sağına, üç kere soluna, her tarafına üç kere su dökülür. Bu suya “kıyamet suyu” denir. En son olarak yıkayan hoca veya kadın okuyarak baştan ayağa yedi defa su döker. Baştan ayağa, ayaktan tekrar başa gelir. Bu arada abdesti bozulmuş olabilir, diye yıkayan tekrar abdest aldırır. Son suyu dökülürken çocukları ve yakınlarından isteyenler su döker, dökerden de, “hakkını helal et” derler.

Yıkama mümkün olduğu kadar bol suyla yapılır. Yöre halkı bunu, “insan sağken bin kere de yıkansa, öldüğü zaman yıkandığı gibi temiz olmaz” şeklinde açıklamaktadır.

Yıkama işi bittikten sonra cenazenin ardından yeni bir ölüm olmasın diye kazan ters çevrilir. Yıkama sırasında kullanılan bütün eşyalar yıkayana veya fakir bir kadına verilir.

Cenaze yıkandıktan sonra, üzerine kullanılmamış havlu atılarak iyice kurulanır. İyice kurulandıktan sonra; arkasına ve önüne, kulaklarının arkasına, ağzına, gözlerinin üzerine, koltuklarının altına, diz kapaklarının arkasına, boynuna, avuçlarının içine, parmaklarının arasına, tüm eklem yerlerine pamuk konur. Genç kızlara, gelin olmadan gidenlerin ellerine kına yakılır.

Yaşlılar genellikle kefenlerini önceden hazır ederler. Kefenin hacdan getirildiği de yörede sık rastlanan bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Ani ölümlerdeyse kefen yakın akrabalar tarafından alınmakta; ölü yakını daha sonra kuruşu kuruşuna kefenin parasını ödemektedir. Kefen yedi metreden başlayarak on metreye kadar, patiska veya amerikan bezinden alınmaktadır. Yöre halkı kefen bezini “çift kat hase” olarak tanımlamaktadır. Makbul olan patiskadır. Kadın kefeni beş parça, erkek kefeni ise üç parçadan oluşur. Kefen geçmişte çift kat olarak bıçakla kesilmekteydi. Yöre halkının anlatısına göre günümüzde makasla da kesilmektedir. Kefenin ölçüsü ise, tel ile cenazenin başından ve ayağından iki karış fazla olacak şekilde alınır. İlk önce bıçakla tam ortadan “te” şeklinde açılan gömlek, boyundan geçirilir. Buna “kıyamet gömleği” denir. Yöre halkı kıyamet gömleğiyle ilgili inanışı, “kıyamette onunla kalkacak, kefenin bütün parçaları çürüyecek, bir tek o çürümeyecek” şeklinde açıklamaktadır. Kıyamet gömleğini giydirdikten sonra sağ ve sol omuzdan baştan ayağa her tarafını kapatacak şekilde bez atılır. Kadınların arasına yedi kat taharet bezi, göğsüne ve alnına kapatacak şekilde kefenden parça konur, başları tülbentle bağlanır. Kadının saçları; göğsünü kapatacak şekilde öne getirilir. Yöre halkı, “saç imandır” şeklinde açıklama yapmaktadır. Kefenleme işlemi bittikten sonra cenazenin başında Fatiha okunur.

Geçmişte, cenaze yıkama, kefenleme işleri parasız yapılmaktaydı. Ölü sahipleri; “Allah senden razı olsun, ellerin cennet kapısı açsın, hakkını helal et der, yıkayan da helal hoşun olsun” der, helallaşılırdı. Ancak günümüzde bu işlemler parayla yapılmaktadır.

Kefene zemzem suyu ve kına dökülmektedir. Kefenden artan parçalar yıkayan kadına, fakir birine veya çeyizinde kullanmak üzere bekar bir kıza verilmektedir.

Yıkayan ve kefenleyen, işi bittikten sonra, üzerinde ne var ne yok hepsini çıkarır; banyo yapar; gusül abdesti alır ve üzerinden çıkarttığı elbiselerin tümünü yıkar.

Tabut:

Cenaze yıkanıp, kefenlendikten sonra baş ve ayak uçlarından bağlanarak tabuta konur.

Cenaze namazı geçmişte Ahlat'ta mezarlık girişinde bulunan musalla taşında kılınıyordu. Günümüzdeyse cenaze namazları camide kılınmaktadır.

Tabut, ayak ve baş tarafından uzatılan iki ağaçtan tutulup omuza alınarak ve tabutun altına girilerek taşınır. Ölüyü taşımanın sevabı çoktur. Tabut iki adımda bir değiştirilerek taşınır. Tabutu 16-20 kişi taşır. Tabut devamlı baş tarafından taşınır, tabutun önünden geçmek günah sayılır. Tabut musalla taşına konduğunda, tabut aracılığıyla helallaşma olur. Hoca üç defa, “Ey müslümanlar bu adamdan memnun musunuz?” diye sorar; cemaat, “Razıyız. Allah da razı olsun.” der.

Mezar:

Mezar kazmanın sevabı büyüktür. Eskiden mezar kazmaya, cenazeyi duyan giderdi ve mezar parasız kazılırdı. Dört kişi tarafından kazılan mezar günümüzde artık parayla kazılmaktadır. Mezar kazılırken mezarlıkta bulunanlara helva ekmek dağıtılır.

Mezarın derinliği erkeğin göbek hizasında, kadının ise göğüs hizasında olmaktadır. Yöre 2halkı bunu, “Kadının günahı çok da onun için derin kazılıyor.” şeklinde açıklamaktadır. Mezarın uzunluğu rastgele kazılır, belli bir ölçüsü yoktur. Ölen kişinin içi temizse mezarı tam gelir, içinde sıkıntı varsa onun mezarı dar gelir. Yöre halkı tarafından, mezarı geniş, rahat gelen insanların temiz kalpli ve iyi olduklarına dair inanç yaygındır. Yukarıdaki anlatıya örnek olarak, yörede birisi birine kızdığı zaman söylenen, “mezar sıksın seni” bedduasını verebiliriz.

Mezar kazılırken içerisinden kemik çıkarsa, kemikler toplanır bir köşeye konur (mezardan çıkartılmaz); cenaze o mezara gömülür. Cenazeyi mezara baş, ayak ve beline bağlanan kuşaktan tutarak en yakınlarından iki veya üç kişi indirir. Kadınları, genellikle oğul, kardeş, baba, amca, dayı mezara indirebilir. Kadınları kocası mezara indiremez.

Yörede kadın ve erkek tabutsuz gömülmektedir. Yöre halkı bunu, “Tabut o dünyada zor olur, hemen kalkacaksın ya tabutu arkandan götüremezsin.” şeklinde açıklamaktadır. Konuyla ilgili “topraktan geldik, toprağa gideceğiz” anlatısı da yaygındır.

Cenaze, başının altına toprak getirilecek şekilde kıble yönü dikkate alınarak, sağ tarafa doğru yatırılır; başı sağ tarafa hafifçe çevrilir. Mezara yerleştirildikten sonra cenaze şişince kefen sıkmasın, sorgu melekleri gelince ölü sıkışmasın, rahat cevap versin diye ayak, bel ve başının bağları çözülür; yüzü açılır. Yüzü açıldıktan sonra bir yakını, cenazenin gözlerinin üzerine bir avuç toprak koyar. Yöre halkı bunu, “Bu dünyada gözümüz hiçbir şeyden doymuyor ya, toprak gözümüzü doyursun.” şeklinde açıklamaktadır.

Cenaze yerleştirildikten sonra üzerine uzunca bir sal uzatılır, salın arasında kalan boşluklar cenazenin üzerine toprak dökülmesin diye otla kapatılır. Cenazeyi koyduktan sonra üzerine erham atılır, toprak atıldıktan sonra erham baş tarafından çekilir. Bu uygulamada maksat cenazenin üzerine toprak dökülmemesidir. Mezara ilk toprağı ölü yakınları atar. Mezar kazılırken ve kapatılırken kürek elden ele dolaşmaz; sürekli olarak yere konur ve yerden alınır. Mezar kapatıldıktan sonra ayak ucuna ve baş ucuna taş konur. Baş ucuna konan taşa “baş taşı”, ayak ucuna konan taşa ise “ayak taşı” denir. Ayak taşı baş tacından daha küçük olur.

Cenaze gömüldükten sonra herkes gider; sadece hoca kalır. Hocanın kalmasının sebebi sorgu melekleri gelince cevabı doğru versin diyedir. Hoca ölenin annesinin adını söyleyerek talkında bulunur. Konuyla ilgili yöre halkının anlatısı şöyledir: “Ölü yıkanmayı, kefenlemeyi, kabre götürülmeyi herşeyi görür, kendi kendine - Ay bu kimdir, ölen kimdir, dermiş. Kabre konduktan sonra cemaat dönerken, o da onlarla birlikte dönmek ister. Üç defa başını kaldırır bakar, kafası üzerine uzatılan sala çarpar, o zaman anlar öldüğünü - Eyvah der. Demek ölen benim. Orada ödü patlar.”

Baş sağlığı:

Mezarlıktan döner dönmez ölü evinde yemek verilir, ölen kişinin helvası yapılır. Buna “ölü helvası” denir.

Cenazenin gömüldüğü akşam hatim duası yapılır. Ölü rahat etsin diye, yedi gün her akşam dua okunur. Mezarlık dönüşü başsağlığı ziyaretleri başlar. Başsağlığı ziyaretlerine yörede “taziye” denmektedir. Taziyeye gelenler ölü evine pirinç, şeker, yağ, çay gibi yiyecekler getirmektedirler. Taziye ziyaretinin belli bir süresi yoktur. Geçmişte taziyeye gelenlere “hoş geldin” denmezdi ama günümüzde bu kural değişmiştir.

Taziye;

Başınız sağ olsun,

Allah başka acı göstermesin,

Yerinde kalanlar sağ olsun,

Toprağı bol olsun,

Bu dünya hatırına gelmesin,

Cennet, mekanı olsun,

Nur içinde yatsın,

Yerinde utanmasın,

Helal hoşun olsun gibi kalıplaşmış sözlerle ifade edilir.

Ölünün ardından yapılan belli günler:

Ölüye yedi gün devamlı Kur'ân-ı Kerim okunur. Cenazenin toprağa verildiği yedinci gün “yedisi” okunur. Yöre halkı bunu, “Yedi gün cenazenin kefeni ıslaktır.” şeklinde ifade etmektedir. Ölü ardından giysileri fakirlere dağıtılır veya yakılır. Evde tutulmaz.

Cenazenin gömüldüğü kırkıncı gün “kırk mevlidi” okutulur.

Ölünün gömüldüğü 52'nci gün mevlit ve Yasin suresi okutulur; o gün ölünün etinin kemiğinden ayrıldığına inanılmaktadır.

Belli günlerde yapılan tüm uygulamalar ölünün öbür dünyada rahat etmesi, azap çekmemesi içindir.

Hatim-ıskat

Cenaze gömüldükten yaklaşık yedi gün sonra, ölen kişinin yaşarken kılmadığı namazların, tutmadığı oruçların, yerine getirmediği ibadetlerin ve borçlarının hatim ıskatı yapılır. Ölünün parası varsa, yaşarken “Bu parayla benim hatim ıskatımı çevirtin” de diyebilir. Yakınları da kendi paralarıyla yakınlarının ıskatını çevirttirebilirler. Ortaya bir miktar para veya altın konur. Bu paranın miktarı, ölenin yaşı ve borçlarına göre belirlenir. Üç hoca ve ölenin yakınları da orada bulunur. Hocalar dua okuyarak ıskatını çevirirler. Iskat olarak çevrilen para; geçmişte 11 eşit parçaya bölünerek fakirlere dağıtılıyordu, günümüzde ise; belli kuruluşlara, fakirlere ve hocalara verilmek üzere üçe bölünmektedir. Iskat çevrilirken ölenin sağlığındaki vasiyeti de dikkate alınmaktadır. Mali durumu iyi olanın hatim-ıskatı mutlaka çevirttirilir. Durumu uygun olmayanların ise, birinci derece akrabaları kendi paralarıyla çevirttirebil

Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur. [Tirmizi]

Cuma günü veya gecesi ölen mümin, şehid olur, kabir azabından kurtulur. [Ebu Nuaym]

57...1.KABİR.CENAZE.MEZARLIK.DEFİN. ÖLÜM.SECDE SURESİ

Kabirlerin haftada bir gün, özellikle Cuma veya cumartesi günleri, ayrıca arefe ve bayram günleri ziyaret edilmesi iyidir. Zira Hz. Peygamber’in genellikle bu günlerde kabir ziyaretinde bulunduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.


Kabirleri ziyaret eden kimse, kıbleye veya ölülerin yüzüne karşı dönerek " es Selâmu aleyküm yâ ehlel kubûr. Ve innâ inşâallahu biküm le-lâhikûn " (Ey kabir halkı! Allah’ın selâmı üzerinize olsun. İnşâallah biz de size (bir gün) kavuşacağız.) diyerek selamlar.

ruh genellikle Cuma akşamları ve bayram akşamları gelir.

Kabrin sağ yanına, yani kıble tarafına, ayak ucuna yakın durur. Tanıdığı gibi, şeklini, suretini hatırına getirir. Euzü ve besmele ile bir Fatiha ve 11 İhlas okur. Sevabını, Resulullah efendimizin, bütün Peygamberlerin, Eshab-ı kiramın ve Evliya-i izamın ruhlarına ve bu zatın ruhuna hediye eder.

Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir.

Kabir ziyaretinde Bakara suresinin başı ve sonu, Yasin-i şerif, Tebareke, Tekasür, İhlas-ı şerif, Fatiha ya da bilinen sureler okunup ölmüş olan bir kimsenin ruhuna hediye edilir

Hangi bir kul (kabir azabına duçar olmuş bir) ölüsünün kabrinin yanında üç kere: 'Allâhümme bi hakkı seyyidinâ Muhammedin ve âli Muhammedin sallallahu aleyhi ve selleme lâ tüazzib hâzel meyyit. / Ey Allah'ım! Efendimiz Muhammed'in ve Efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ailesinin hürmetine bu ölüye azab etme.' derse, sura üfürülünceye kadar ondan azab kaldırılır." (bk. Abdurrahman b. Muhammed, Buğyetü'l-müsterşidin, 2/374; Muhammed b. Ömer, Nihayetü'z-zeyn, Beyrut, 2002, s. 149; 121)

Gül çiçeğin veya bazı bitkilerin mezarlığa dikilmesinin kabir azabını hafifleteceği rivayet edilir. Dikilen ağaç veya çiçeğin zikirlerinin ve bundan yararlanan varlıkların yaptığı iyiliklerin, mezarın altındaki kişinin defterlerine yazıldı

Ceset yumuşaksa onun ardından ölümlerin devam edeceğine, • Ceset ağırsa ölenin çok günahının olduğuna, hafifse az günahı olduğuna, • Cesedin rengi siyahsa günahının çok olduğuna

Mezar üzerine su dökülmesinin nedeni ise mezar üzerinde olan toprağın yeşillenmesini ve toprağı koruyarak rüzgardan etkilenmemesini sağlamak olmaktadır. Mezar üzerine su dökmek dinen ise Hazreti Peygamberin yapmış olduğu bir sünnet olduğundan manevi olarak fayda vereceği düşünüldüğü için yapılmaktadır.

SECDE SURESİ

Kabir azabından korunur. * Bu sureyi okuyanın kalbinde ve kabrinde büyük bir nur olur. * Münker ve Nekir meleklerinin dehşetinden kurtulur. * Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in seferde bile terk etmediği bir sünneti işlemiş olur. * Secde suresini kıyamet gününde mahşer yerine iki kanatlı olarak gelir. Bu sure-i şerifeyi okumayı adet haline getiren kimseyi mahşer yerinin şiddetli hararetine karşı gölgeler. * * * * Mahşer halkını sıcaktan kavuran ve herkesin tepesinin üzerine yaklaşan güneşe Secde suresi şöyle der:” Ey güneş! Benim sakladığım kimseye ışığını iletmek için asla yol bulamazsın.” * Sebebi bilinmeyen hastalıklar ve baş ağrıları için şifa olur. * Secde suresinin 7-9. ayetleri cam bir kap içerisine yazılıp, zemzem suyu ile doldurulur, her gün o sudan çocuklara içirilir ve yediği yemeklere katılırsa, bu çocuklar Allah’ın yardımıyla daha güzel gelişir ve hastalıklardan da korunur.


Enfal.30

Ve iz yemkuru bikellezine keferu li yusbituke ev yaktuluke ev yuhricuk ve yemkurune ve yemkurullah, vallahu hayrul makirin.


Gerçeği yalanlayan nankörler, seni tutuklamak, öldürmek veya sürgün etmek için plan yapıyorlardı. Onlar plan yaparlarken, Allah da plan yapıyordu. Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.



Çeviriler

# kelime anlam kök

1 ve iz ve hani

2 yemkuru tuzak kuruyorlardı مكر

3 bike sana

4 ellezine kimseler

5 keferu inkar edenler كفر

6 liyusbituke seni tutup bağlamaları için ثبت

7 ev veya

8 yektuluke öldürmeleri için قتل

9 ev ya da

10 yuhricuke sürmeleri için خرج

11 ve yemkurune onlar tuzak kurarlarken مكر

12 ve yemkuru tuzak kuruyordu مكر

13 llahu Allah da

14 vallahu Allah

15 hayru en iyisidir خير

16 l-makirine tuzak kuranların

56...Anlamlı sözler.15

EGO, başkalarından öğrenmeni engeller.

• KISKANÇLIK, kendine odaklanmanı engeller.

• CEHALET, doğru karar vermeni engeller.

• ÖFKE, olayları net görmeni engeller.

• KORKU, fırsatları yakalamanı engeller.


Ey talip, isteğin gecikti diye Cenab-ı ALLAH'a itiraz etme. Fakat edebin gecikmesi sebebiyle nefsine itiraz et.


Gittiğiniz yerde gönül safâsı bulabiliyorsanız oraya devam ediniz.Ahmed Amîş Efendi


Çok akıllı kimseler,başkalarının hatalarından öğrenirler ve hata yapmazlar

Akıllı insanlar hata yaparlar ve ders çıkararak bir daha yapmazlar.

Ahmak insanlar ise sürekli hata yaparlar ama yine de ders çıkarmazlar.

Hazreti Ali (radiyallahu anhüm)


Ne zaman ki birisinin zâhirinde bir ayıp ve noksanını görürsen, kendi kendine: “Belki Allah ile muamelesi tamdır, ayıbı bana göredir” de.

[Niyâzî-i  


Cüveynî dedi ki: 

"Ümmetin üç devri vardır:

-Hem halifenin hem müctehidin olduğu devir,

-Halifenin olup, müctehidin olmadığı devir,

-Hem halifenin hem müctehidin olmadığı devir."

Vah üçüncü devirdeki bizlere!


Goca öküzün dizindedir dermanı,

Bu sene de ölme kaldırak şu harmanı!


"Oruç kalkandır." (Buhari, Savm, 2.)

"Halife kalkandır." (Buhari, Cihad, 109.)


Rasul-i Ekrem buyurdular ki:

"Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, idarecileriniz hakka uydukları için övmeli, hakka ters düştükleri takdirde kınamalısınız."

(Ebu Davud, Melâhim, 17)


Hz. Ebubekir Sıddık buyurdu ki:

"Allah icin gayret ederken insanların söyleyeceklerinden korkanda hayır yoktur. "

(Hilyetü'l-Evliya, c. 1, s. 60)


Süfyan bin Uyeyne hazretleri buyurdu ki: 

"Hakk'a yapış, hak üzere bulunanlar az diye kendini yalnız hissetme!" 

(İmam Beyhaki, Kitabü'z-Zühd)


"Tekrar ediyorum, kriz; adam kıtlığı, iman ve ahlâk krizidir. Kendimi, hükûmet ve partilerin değişmesiyle durumun değişeceğine inanmaktan tenzih ederim.”

Ebu`l Hasan En 

Neyi arıyorsan o'sun.

(Mevlana)

Gerçeğe 3 yoldan ulaşılır.

Bir: Düşünerek.

(asıl olan budur)

İki: Taklit ederek.

(en kolayı budur)

Üç: Tecrübeyle.

(en acısı budur)

(Nasrettin Hoca. 

Kaynayan kazan

Kapak tutmaz

(Sarı Saltuk)

Diktatöre uyduğun anda

bile o seni yalnız bırakabilir.

(Mısır Atasözü)

Zamanında bir adım

atmayanlar,

sonradan yüz adım

atmak zorunda kalırlar.

(Afrika atasözü)


Eller yahşi ben yaman.

Herkes buğday ben saman.


Şems-i Tebrizi çok güzel anlatmış;

En çok kimi seviyorsan,

seni en çok o yorar,

ki bu tuhaf’tır...

Seni en çok kim yoruyorsa,

en çok onunla huzur bulursun,

ki bu da tuhaftır...

                Ve,

huzur bulduğunuz şeyler için,

her zaman yorulmaya değer...


hz mevlana şu ÜÇ ŞEY bulunanda kibir (büyüklenme) vardır der.

1- bir iş yapacağı zaman istişare etmez danışmaz,

2-hatası eleştirildiğinde,eleştirene teşekkür etmez,

3-başkasından kendisi için dua et demez.


*Alim ile dost ol!*

     İlim bilir, 

       İrfan bilir, 

          Söz bilir, 

            Öğrenirsin*

*Saygılı ile arkadaş ol!*

      Usul bilir, 

        Adap bilir, 

           Sınır bilir, 

              Üzülmezsin*

*Gözütok ile dost ol!*

    İkram bilir, 

      Kural bilir, 

        Doymak bilir,

          Ferahlarsın*

*Görgülü ile ahbab ol!*

  Yol bilir, 

    Yordam bilir, 

      Kural bilir,

        Rahatlarsın*

*Alçakgönüllü ile yaren ol!*

   Hal bilir, 

     Ahval bilir, 

       Gönül bilir, 

         Mutlu olursun.

*Akıllı ile arkadaş ol!*

    Az konuşur, 

      Hak konuşur, 

         Mert konuşur,

           Rahatlarsın 

*Mert ile dost ol!*

    Mertlik bilir, 

      Vefa bilir, 

          Dost bilir,

             Yüreklenirsin.

*Ahlaklı ile yola çık!*

    İhanet etmez,

       Yolda satmaz,

           Arkadan vurmaz,

                Huzur bulursun!... .

İyi Olmak Kolaydır,

Zor Olan Âdil Olmaktır,

En Mükemmel Adalet ise Vicdandır.

Geminin Tek Kaptanı Olur,

Gerisi Mürettebattir.

Yüreğin'de Tek Sahibi Olur,

Gerisi Teferruattır! 

Biz  ALLAH'TAN isteriz,

Verirse Yüceliğindendir,

Vermezse Hikmetindendir.

Canın Kıymeti  ''ÖLÜMDE''

Gözyaşının Sırrı ''TEBESSÜMDE''

Sözün Güzeli ''YüREKTE''

Cumânın Tadı ''HATIRLAMAKTA" Saklıdır.

Hasılı “Dost” çok ağır bir vasıf, zamanla çok az kişide olduğunu bizzat yaşayarak anlarsın. Rabbim hakiki dostlarımızı arttırsın.


Akıl dile düşmüş veren verene 

Aşk ele düşmüş seven sevene

Sevgi yere düşmüş ezen ezene. 

Dostluk yola düşmüş giden gidene.


Kâbiliyet dâd-ı haktır her kula olmaz nasib,

Sad hezâr terbiyye etsen bî-edeb olmaz edîb... (La Edri)

Kabiliyet, hakkın lutfudur her kula nasip olmaz, terbiyesizi yüz bin kere terbiye etsen terbiyeli olmaz


Kul hayatı boyunca hem iniş hem çıkışlar yapabilir. Hangisi çok olursa kendisi oranın ehli olur. Yüz derece çıkıp bir derece inenle, bir derece çıkıp yüz derece inen bir değildir.

(İbn Kayyim el-Cevziyye/ Ed-Da'u ve Ed-Deva')


Yükünü kaldıramayacağın kalbe, 

Elinden tutamayacağın insana talip olma 

Osman Nuri Topbaş