30 Eylül 2026 Çarşamba

14...Hikayeler

İMAMI ŞAFİİ'DEN MÜTHİŞ BİR DERS..

İmamı Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile 

müzakere yaptığı bir meselede ihtilafa düşer. 

Öyle ki talebesi öfkesinden dolayı dersi terk eder ve evine gider.

Akşam olunca Yunus kapısının çalındığını fark eder. ‘Kim o?’ der.

Kapıdaki kişi, ‘İmamı Şafii’ der.

Yunus, kapıyı açar ve İmam Şafii’nin kapıda beklemekte olduğunu görür ve hocasının ayağına kadar gelmesine şaşırır.

İmam Şafii kapıyı açan talebesi Yunusa şunları söylemiştir:

1-Ey Yunus, bizi birleştiren yüzlerce mesele dururken bir mesele mi bizi ayıracak?

2-Ey Yunus, yaptığın ve üzerinden geçtiğin köprüleri yıkma! Bir gün o köprüden geri dönmen gerekebilir!

3-Ey Yunus, hatadan nefret et ama hataya düşenden nefret etme. 

4-Bütün kalbinle günaha öfkelen ama günahkara acı, ona merhamet göster.

5-Ey Yunus, sözü eleştir ama sözü söyleyene saygı göster. 

6-Ey Yunus Görevimiz, hastalığı tedavi etmektir, hastayı yok etmek değil.


ASALET SONRADAN VERİLEMEZ!..

Hikâyedir ya!..

Bir gün Sultan, saraydaki bahçıvanın yanına uğrayıp, kendisine hediye edilen tayı sorar.

-Bahçıvan efendi! Nasıl bizim tay?

-Asluhû nesluhû (Aslı neyse, nesli de odur), sultanım.

-Nesi var ki?

-Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar. Bizim tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.

Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır. Tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister.

Tayı hediye eden adam der ki:

-Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra, annesi öldüğü için onu, ineğe emzirttik.

Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur...

Sultan adamlarına emreder.

"Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!"

Başka bir zaman sultana, güzel görünüşlü, iri bir hindi hediye edilir.

Bir müddet sonra sultan, bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar.

-Asluhû nesluhû, sultanım.

-Bahçıvan efendi, bunun neyi var?

-Sultanım, asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca başlar ötmeğe.

Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor.

Galiba bunun da soyunda bir bozukluk var!..

Sultan, işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır.

O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin, ördek yavrularıyla birlikte büyüdüğünü anlatır.

Bu meselenin de sırrı böylece anlaşılmış olur...

Padişah emreder:

"Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!.."

Sultan, güzel bir günün sabahında bahçede yalnız başına dolaşırken, bahçıvan gözüne ilişir ve ona doğru yaklaşarak:

-Bahçıvan efendi, bende de bir sıkıntı var mı? der.

-Asluhû nesluhû, efendim.

-Bende de mi? der ve hemen son demlerini yaşayan annesine koşar.

-Anacığım, inan sana kırılıp küsmem, kızmam da...

Bende bir sıkıntı var mı?

Annesi durur, sıkıla sıkıla başlar anlatmaya:

-Oğul, babanla evlendiğimizde baban çok yaşlıydı, ben daha 15-16 yaşlarında genç, güzel bir kızdım. Gençliğimin duygularına kapılıp bir hata ettim. Sen bizim sarayın aşçısının oğlusun...

Hakikati öğrenen sultan, bahçıvana seslenir:

-Ey olayların perde arkasından bizlere sırlar sunan değerli insan!

Tay ve hindinin durumlarına vakıf oldun... Anladık da, benim durumumu nasıl anladın?

Bu nasıl bir bilgeliktir? Söyle bakalım bana? Deyince:

Bahçivan da:

-Ey yüce Sultan!..

Bunu anlamaktan daha kolay ne var?

Benim bildiğim sultanlar, ödül verirken:

"Verin bir kese altın!" der. Sen ise, "verin fazladan bir kap yemek!" diyorsun.

Sultan adamlarına seslenir:

-Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!

Asalet önemlidir...

Nesiller aslına çeker!..

"Asil azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır!” demiş atalarımız.

Sultan için:

“Otu çek köküne bak!..” derler...

Alıntı


KAŞINMAK.!!

İstanbul’da yaşayan eski arkadaşı Taşralı yazar arkadaşına:

 “Bana gel, yazılarını çok sakin bir semtte olan evimde yaz” diye ısrarla davet ediyordu...

Taşralı yazar, arkadaşının samimi davetine inandı, İstanbul’a gitti...

Arkadaşı sabah işe gidiyor o da onun çalışma odasına geçip zengin kütüphanesinden yararlanıyordu...

Fakat...

Arkadaşının berbat küfürler eden bir papağanı vardı...

Kapıyı kapasa bile kendisine ettiği küfürler yüzünden bir türlü çalışamıyordu...

Dayanamadı...

Arkadaşına, papağanını şikâyet etti...

Ertesi sabah arkadaşı evden çıkmadan önce papağanın kafesini büyükçe bir çarşafla örttü...

Taşralı yazar birkaç gün rahatça çalıştı...

Sonra sesi soluğu çıkmayan papağanı merak etti...

“Sakın ölmüş olmasın?” diye düşündü...

Kafesin yanına gitti...

Çarşafı usulca kaldırdı...

Papağanla göz göze geldi...

Papağan bu defa küfretmedi...

Şöyle dedi:

“Kaşınıyorsun ama...”


STALİN VE YOLUNMUŞ TAVUK

Stalin ve çalışma arkadaşları birlikte toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.

– Sizler yıllardır devlet için çalışmış, ihtilale emeği geçmiş kişilersiniz. Söyleyin bakayım halkın yönetime kayıtsız şartsız baş eğmesi için yöneticiler nasıl davranmalıdır?

Salonda bulunanlar çeşitli fikirler ortaya attılar. İçlerinde haktan, adaletten, demokrasiden, sürgünden, idamdan, hapisten söz edenler oldu. Stalin söylenenleri beğenmedi.

– Yönetimi eline geçiren en güçlü ve en yücedir. Halkın karşınızda baş eğmesi için ne gerektiğini size bir örnekle göstereyim.

Hemen çalışanlardan birine buyurdu:

– Bana hemen bir tavuk getirin.

Tavuğu çabukça bulup getirdiler. Stalin salonda oturanların şaşkın bakışları arasında canlı tavuğun tüylerini yolmaya başladı. Tavuğun bütün tüylerini yolup cascavlak bıraktıktan sonra salonun ortasına saldı. Çalışma arkadaşlarına döndü:

– Şimdi izleyin bakalım bu şaşkın tavuk nereye gidecek.

Zavallı tavuk çektiği azaptan kurtulmak için aralık kapıdan dışarı çıkmak istiyor ama soğuktan titriyor. Masaların altına giriyor, masa ayakları canını acıtıyor. Duvar diplerine gidiyor ama her yanı yara bere içinde., Şömineye yaklaşıyor ama tüysüz derisi sıcağa dayanamıyor. Çaresizlikten tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıyor. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıyor ve yolunmuş tavuğun önüne tane tane atıyor., Yemlenen tavuk Stalin nereye giderse peşinden ayrılmıyor.!! Ağızlarını açmış şaşkınlıkla kendisini izleyen arkadaşlarına gülerek bakan Stalin şöyle diyor:

– Gördünüz mü HALK dediğiniz topluluk bu TAVUK gibidir.!! Tüylerini yolacak ve serbest bırakacaksınız., O zaman yönetmek kolaylaşır…!!


Şeyhin biri türbe etrafında kurulmuş dergâhta kendisine çok yardım eden iyi bir adama el vermiş;

“Var git sen de kendi dergahını kur, ama şu topal eşekten başka sana verecek bir şeyim yok” demiş.

Adam önde topal eşek arkada az gitmişler uz gitmişler dere tepe derken eşek zaten yaşlı, ölüvermiş…

Adam eşeği gömmüş, başına oturup kara kara düşünürken bir kervanbaşı durup sormuş “Kimin bu mezar, sen ne yapıyorsun?”

Adam “Çok değerli bir şeyhti, öldü, gömdüm, bırakıp gidemiyorum” deyince kervandakiler hemen bir türbe inşa etmişler, bizim adam da oranın şeyhi olmuş.

Zaman geçmiş, yeni şeyh ve türbe çok çok ünlü olmuş, eski şeyhi de duymuş ziyarete gelmiş.

Yatma saati gelip kalabalık dağılıp yalnız kalınca eski şeyh yeni şeyhe sormuş:

“Türbede yatan kim?”

Yeni şeyh “Aman şeyhim sus kimse duymasın, senin verdiğin topal eşek o” deyince eski şeyh kahkahayı basmış:

“Benim türbedeki de onun anası…!”

Alıntı(Can Ataklı’nın köşe yazısından)


KAVUN SATAN YAŞLI KÖYLÜ AMCA

ETİKETE 1 KAVUN 3 TL 3 KAVUN 10TL

YAZMIŞ MÜŞTERİ BEKLERKEN ORADAN GEÇEN ŞEHİRLİ GENÇ YANINDA Kİ KIZ ARKADAŞINA BAK ŞİMDİ BENİ SEYRET DER;

+AMCA BİR KAVUN VERİMİSİN

- OLUR EVLADIM

+ AMCA NE KADAR

- 3 TL EVLADIM

GENÇ KAVUNU ALIR PARASINI VERİR PEŞİNDEN YİNE BİR KAVUN İSTER PARASINI VERİR PEŞİNDEN YİNE BİR KAVUN İSTER PARASINI VERİR

SONUNDA ÜÇ KAVUN ALIR 9 TL VERİR AMCAYA BIYIK ALTINDAN GÜLEREK FARKINDAMISIN ÜÇ KAVUN ALDIM 9 TL VERDİM SEN ORARAYA 3 KAVUN 10 TL YAZMIŞSIN SEN BU İŞİ BİLMİYORSUN DİYİNCE

YAŞLI AMCA BAK EVLADIM;

HERKES BANA AKIL VERECEĞİM DİYE 1 KAVUN ALMAK YERİNE 3 KAVUN ALIYOR

SONRA KENDİLERİNDE JETON DÜŞÜNCE

BANA TİCARET NASIL YAPILIR ÖĞRET DİYE YALVARIYORLAR..


Köy imamının biri, namaz kıldırırken sesli yellenir...

Utanır, “bir daha bu köylünün yüzüne bakamam” deyip köyü terk eder...

20 yıl kadar sonra:

“Artık unutulmuştur” diye düşünüp yellendiği köye gider...

Köye girmeden önce koyunlarını otlatan genç bir çobanla karşılaşır...

Selam verip sorar:

“Falanca köy burası mı?..”.

“Evet...”.

“Bu köyden misin?..”.

“Evet...”.

“Kaç yaşındasın?..”.

Çocuk başını kaşır:

“Valla emmi kaç yaşımda olduğumu bilemem ama anam ‘sen, imamın osurduğu sene doğduydun’ der...”.


▪️1950’li yıllarda Amerikalı 

mühendisler gelmiş Türkiye’ye.

Küçük Amerika olacağız diye 

ilk heveslendiğimiz günler.

Bir kısım imar çalışmalarına 

rehberlik ediyorlarmış. 

O zamanlarda bizde yol güzergahını belirleyecek alet yok, eleman yok..

▪️Nafia mühendisleri eşeği 

yokuşa sürüyorlar, arkasından 

elemanlar şeritmetre çekiyor

ve eşeğin ayak izlerine kazık 

çakıp istikamet belirliyorlarmış.

Bunu gören Amerikalı mühendis, 

pratiği kavrayamamış ve sormuş:

+Ne yapıyorlar böyle?

▪️Rampada yolun güzergahını belirliyorlar.

+Nasıl yani, anlayamadım?

▪️Eşek % 7 eğimin üstüne çıkmaz,

biz de eşeğin izinde kazık çakıp rampada yol güzergahı belirliyoruz. demişler.

+Amerikalı katılarak gülmeye başlamış.

+Yatışınca da sormuş:

+Peki, eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz? 

▪️Yetkili cevap vermiş:

▪️Amerika’dan mühendis getirtiyoruz.

Alıntı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder