30 Eylül 2026 Çarşamba

25...Tıp.Hekim. Şifacı.ocaklı.şerbetli.şaman

Lokman

Ibni sina

Altıncızade

Cabir bin hayyan

Biruni

Farabi.Hamse-i Şanizade

Akşemseddin.Lokman-ı Sânî" (İkinci Lokman) ve "Tabib-i Ebdân"

Ez zahrevi.Cerrâhînin babası

Sabuncuoğlu şerafettin.

Abdulmelik b. Habib 

 İbni Nuaym'ın "Tıbb-ı Nebevî

kadın hekim Zaruhi Kavalcıyan


Osmanlı Hekimbaşılarından Şuurî Hasan Efendi şöyle veriyor: “Musikiyi bilmeyen hekim tanı ve tedavide başarılı olamaz

İbni Sina'da, kişinin dört mizacına göre hastalıklara çare bulur. Mizacı aynı olan insanların majör özellikleri benzerdir. Ancak her insanın mutlaka saf safravi, demevi, balgami veya sevdavi olmayabilir. Kişinin bedeninde birden fazla hılt baskın olabilir. Bu tiplere karışık mizaç denir. Böyle bir kişi baskın olan iki veya daha fazla hıltın karma özelliklerini gösterecektir.

İnsanda dört hıltın dengesinin bozulması ile hastalık oluşur. Tedavi şekillerinden en göze çarpanlar müshil, lavman, kusturma, hamam, masaj, egzersiz, hacamat, sülük beslenme tarzı değişikliği ve tıbbi bitkilerdir.Bazı tıbbi bitkiler bozuk hıltları vücuttan boşaltmaya yararken, bazı bitkiler doku ve organların yenilenmesinde kullanılır. Kullanılan her bir bitki, yiyecek ve içeceğin de kendine has bir yararı vardır. Kimi ısıtıcı, kimi soğutucu, kimi nemlendirici, kimi kurutucudur. Hastanın ve hastalığın mizacına uygun reçeteler hazırlanır.

ateş, su, hava, toprak elementleri insan da ahlat-ı erbaa olarak bulunur. Bunlar; kan balgam sevda safra olarak ayrılır. İnsan bedeninde yenilen, içilen gıdalar da bu dört ana maddeye dönüşür ve hekimlere göre ilkbahar kanı, yaz safrayı, sonbahar sevdayı, kış ise balgamı harekete geçirirdi. Osmanlı hekimlerine göre sağlık, bu dört sıvı bir dengenin bulunmasıyla mümkündür.

Osmanlı hekimleri bu konuya değinip, unutkanlığı olan bir hastanın yüz üstü yatmasını böylece kanın beynine daha fazla giderek dolaşımı etkilemesini önerir. Bununla birlikte yemek yedikten sonra hemen uykuya geçmememiz nasihatinde bulunurlar. Çünkü mideye hazmetmesi için zaman tanınmalıdır.


Ocaklama deyimi bir Anadolu mistiğinin (genelde şifayla, görüyle ve bazı büyüsel formülle uğraşan yaşlı bayanların) aileden gelen birine el vererek, ona sırlarını aktarmasıdır.  Bu kişilere ocaklı denmektedir. Genelde yaşlı ocaklı, yeni doğmuş bebeği zeytinyağı ile kutsayarak, alın çakrasına enerji yüklemekte ve kendi büyüsel-görüsel yetilerini bebeğe aktarmaktadır. Burada okunan bazı dualarla zeytinyağı göz kapaklarına ve alnına dayanmakta ve nefes verilerek aktarım yapılmaktadır. Bu şekilde bir el verme işlemiyle kişinin ruhsal bağlantısı güçlenmekte ve ocaklayan kişinin tüm ruhsal hafızası-yetileri, bir sonraki nesle geçirilmektedir.

Şerbetli, şerbetini yani elini bir başka akrabasına (torununa, çocuğuna) verir. Bu eli alan kişi, başkalarındaki yılan ve akrep zehirlerini çıkarabilme ve onları etkisiz hale getirebilme yeteneklerine sahiptirler.

Şifacılarda el verme geleneği, ocaklılara nazaran daha farklı olmaktadır. Bu gelenekte, uyumlamayı yapan kişi, aktaracağı kişinin elini tutar ve “Fatma ananın eli senin elin olsun” diyerek karşıdakinin ağzının içerisine tükürür ya da tükürüğünü ağzına sürer. Bu işlem sonrası “Fatma ananın ağzı senin ağzın olsun” denilir. Bu şekilde, kişiye şifa gücü aktarılır ve artık belirlenen bir duayla (dua genelde sırdır, geleneksel olarak aktarılır) kişi üfleyerek veya üç kere hafif tükürerek (tü tü tü) şifa verebilir. Bu dualarla şifa vermenin yanı sıra, kem göz ve kötü varlıklar uzaklaştırılabilir.


Şamanlar.bilmediği birinden kalmış bir eşyayı kullanacaksa onu özel metotlarla, genelde dolunay zamanı enerjisini temizleyerek kullanılır hale getirir. Evini, eşyalarını ve ritüellerini konumlandırırken ayın ve güneşin hareketlerine ve yönlere dikkat eder.

su içerken kafanın elle desteklenmesi, doğumun ve ölümün 41'inci gününde uygulanan dua ve kutlamalar, ölen kişinin üzerine bıçak konması da günümüze kadar ulaşmış şaman geleneklerinden.ruhun bedeni 40 günde terk ettiğini, doğan çocukların da dünya boyutunu 40'ıncı günde benimsediklerini kabul ediyorlar. Hatta bebeklerin 40'ıncı günde kaya tuzu konmuş suyla yıkanması da bununla ilgili.Köpeklerin zamanlı zamansız ulumasının uğursuz sayılması,yeni doğan bebeklere nazardan korunmaları için çörek otu takılması.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder