kabirde ilk gece ölünün çeşitli aşamalara tabi tutulduğu çok önemli bir gecedir. İlk olarak Ruman adlı bir melek, amel defterini oluşturmak için kabre gelir, sonra “Nekir ve Münker” veya “Beşir ve Mübaşşir” adlı iki melek kabre gelerek ölünün inanç ve yaptıkları ameller hakkında ölüyü sorguya çekerler.
Ölmek üzere olan kişide görülen bazı kötü haller vardır. Bunlar da şöyle sıralanmıştır: Hırıltı, yüz rengi ve görüntüsünün çirkinleşmesi ve ağzın köpürmesi. Bunlar da ölmek üzere olana meleklerin verdiği değersizliği, kişinin ölürken halinden memnun olmaması olarak yorumlanmıştır
Cenazenin Üstü bir beyaz örtü ile örtülerek, karnının şişmemesi için kara saplı bir bıçak karnı üzerine konur. Cenaze erkek ise bir erkek, kadın ise bir kadın tarafından beklenir; cenaze gömülünceye kadar yalnız bırakılmaz. Cenazenin bulunduğu odaya karşı cinsi olanlar giremez.Ölüye ait eşyalar 1 hafta-10 gün içinde yıkanarak fakir fukaraya dağıtılır. Bazı giyecekler ise hatıra olması amacıyla saklanır. Ayrıca ölen kişinin ruhunun evini kontrole geldiğine inanılarak, ölü evinde 7 gün lamba/ışık yakılır.Eğer kişi Müslüman olarak yaşamışsa Azrail (as) ona ışık gibi görünür; yani nurani olarak görünür. Eğer kafir veya günahkar olarak yaşamışsa, derecesine göre ateş gibi veya buz gibi o kişinin ruhunu alır. Yani insanın fıtratı nasıl ise Azrail (as) ona o şekilde gözükecektir.
Nevevi el-Mecmu'da şöyle demiştir: Cenazenin gözlerini kapatırken "Bismillah ve ala milleti rasulillah" demek sünnettir. Kişi öldüğünde, alt ve üst çeneyi kapatacak genişlikte bir bezle başının üzerinden geçirerek çeneleri bağlanır, böylece ağzı açık kalıp da içine haşerat girmesi önlenmiş olur.Ruh, evine her zaman gelir; ruh genellikle Cuma akşamları ve bayram akşamları gelir. O günlerde dua okunur ki, ruh ağlaya ağlaya gitmesin; güle güle gitsin. Olmadık zamanlarda evde sinek vb. canlılar dolaşırsa, bu birinin ruhu olduğuna yorulur. Ruh, kıyamet kopunca yerine yerleşir; suallere cevap verir.Cenazenin gömüldüğü kırkıncı gün “kırk mevlidi” okutulur. Ölünün gömüldüğü 52'nci gün mevlit ve Yasin suresi okutulur; o gün ölünün etinin kemiğinden ayrıldığına inanılmaktadır.Ceset yumuşaksa onun ardından ölümlerin devam edeceğine, • Ceset ağırsa ölenin çok günahının olduğuna, hafifse az günahı olduğuna, • Cesedin rengi siyahsa günahının çok olduğuna inanılmaktadır.Gece defnin caiz olduğuna dair pek çok hadis vardır. Ancak Resulullah (sav) bir gün kendisini tam örtmeyen bir kefene sarılarak gece bir adamın defnedildiğini hatırlayıp, o sahabenin gece defnedilişine kızdı ve "zaruret olmadıkça gece defnetmeyin" buyurdu.evlerinde taziyeye gelen vatandaşların sıkça gördüğü ölen kişinin ayakkabısının kapının önünü konulma durumu özellikle de ayakkabı uçlarının dışarıya bakacak şekilde konulmasının sebebi ölüm evden uzak olsun niyetiyle yapılmaktadır.Ölüye hürmetsizlik olmaması için, cenaze evinde kırk gün tv, radyo türü sesli araçlar kısık dinlenir. İlk gün gelen, cenazeye gelen misafirlere yemek ikram edilir (komşular getirir). Ölen kişinin arkasından ilk akşam, yedinci gününde, kırkıncı gününde ve elli ikinci gününde Kur'an ve mevlit okutulur.Evs b. Evs'in bildirdiğine göre peygamberimiz(a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Allah peygamberlerin cesetlerini toprağa haram kılmıştır”(Ebu Davud, salat, 207, Nesaî, Cuma, 5). Buna göre, peygamberlerin dışındaki insanların cesetleri -veli ve şehit de olsa- çürür.Göz çukurlanna, burun deliklerine, kulaklarına kâfuru, çörek otu konur. Bunun sebebi de mezarda haşaratı uzaklaştırmak içindir. Kefen örtüldükten sonra, beline de kefenden bir parça yırtılarak kuşak yapılır, bağlanır.Kefenin içine “çörek otu”, “murt yaprakları”, “gül suyu”, “zemzem” dökülür. Kefenleme yapılırken etrafta “üzerlik” tüttürülür.göğüs ve cinsel don giyer.
ölünün yanına girdiğiniz zamanda, “Sübhane Rabbike Rabbil izzeti amma yesifun ve selamün alel mürselin velhamdülillahi Rabbil âlemin.” deyin. Bir ölü yanına girdiğiniz zaman, cenazeye girdiğiniz zaman orada okunacak şey budur.
Kabristana gelen bir kimse, ayakta, (Esselamü aleyküm, yâ Ehle dâr-il kavm-ilmü'minin! İnna İnşaallahü an karibin biküm lâhikun) der. Sonra, Besmeleyle 11 İhlas ve bir Fâtiha okur. Kabrin yanına gelince, ölünün sağ [kabrin kıble] ve ayak tarafından yaklaşır. Selam verir. Ayakta veya çömelip veya oturup, Bekara sûresinin başını ve sonunu, Yasin-i şerifi, Tebareke, Tekâsür, İhlas-ı şerif ve Fâtiha sûrelerini okuyup, ölüye hediye eder.)
Kur’an okumalar,sadakalar,dualar ölüye fayda verir.
وفي دعاء الأحياء وصدقاتهم منفعة للأموات
Dirilerin dua ve sadakalarında ölmüşler için menfaat vardır.العقيدة الطحاوية
Bu husus hadisler’le sünnetle sabittir. Bunu inkar eden bidat ehli olur. Bütün mezhep uleması bu konuda ittifak halindedir. Dirilerin okuduğu Kur’an’ın,dirilerin yaptığı infak ve tasaddukun ölülere faydası vardır. Bu konudaki hadislerde mütevatirdir.(Muhtasar tahavi akidesi şerhi)
Hatm-i tehlil.
Kelime-i Tevhid veya tehlil "Lâ ilâhe illallah" demektir. 70 bin Kelime-i Tehlil okumaya Hatm-i Tehlil denir. Kelime-i Tevhid, yani "Lâ ilâhe illallah" sözü ağızdan çıkarken, kişinin 'Muhammedün Resulallah'ı da içinden söylemesi gerekir.
Ya Rabbi! Seninle aramı açacak bütün nurâni ve zulmâni perdelerden Seninle, Sana sığınırım. Ya Rabbi! Ahlakımı, ahlakı rezileyeden ahlakı hamidiyeye yükselt. Ve ruhumu, Nuru Muhammediyeye ve Ruhu Muhammediyeye yakîn eyle. Amin
"La ilahe illallah diyen bela ve sıkıntılardan kurtulur." (et-Terğib vet-Terhib, Münziri, 2/414. Bezzar, Taberani’den)
"La ilahe illallahı çok söyleyerek imanınızı tazeleyin!" (Müsned, 2/359; Hâkim, el-Müstedrek, 4/256; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 1/52)
“Zikrin en faziletlisi, lâ ilâhe illallah’tır.” (Tirmizî, Daavât 9; İbni Mâce, Edeb 55)
Kim, ‘la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh’, derse, cennet ona vacip olur.”(bk. Mecmau’z-Zevaid, 1/16).
Kim ‘la ilahe illallahu vahdehu la şerike leh’ dese, kalbiyle ona itaat etse, lisanıyla ona boyun eğse ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şahitlik etse, Allah ona cehennemi haram kılar.”(Mecmau’z-Zevaid, 1/21).
Hazreti Adem aleyhisselam.ya Rabbi! İsmini, isminin yanına yazdığın zât adına, Muhammedun Resulullah adına affet beni.' diyene kadar. O vakit Cenâbı Hak, 'Sen O'nun ismini nereden biliyorsun!' der. Adem Efendimiz de (a.s.) cennetten çıkartılırken son kez arkama dönüp bir bakmıştım. Kapısının üzerinde 'Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Resulullah' yazıyordu, oradan öğrendim' der. Ve böylece tövbesi kabul olur.
Mizanda Kul artık ümidini kesmiş vaziyettedir ve gelen günah olsa zaten günahı çoktur, sevap olduğunu düşünse de bu sevabın karşısında dağlar gibi duran günahlara fayda etmeyecek bir amel olduğunu düşünür. O küçücük görünen parça gelip iyiliklerin bulunduğu kefeye yerleşir. Hemen bununla beraber bir anda ağır basar, seyyiata (günahlara) baskın çıkar. Adamcağız şaşırır ve bu inen neymiş diye bir bakar. Bunun hayatında samimiyetle söylemiş olduğu 'Lâ ilâhe illallah' olduğunu görür ve böylece cennetliklerden oluverir, Allah'a hamd ü senâ eder."
Efendimiz'in (s.a.v.) bir sünnetine veya hadisine, ya Ehl-i Beyti ya da Ashab-ı Mustafa'nın uygulamalarına dayandığını görürüz. 70 bin Kelime-i Tevhid çekmek ve biriktirmek de Efendimiz'in (s.a.v.) Ehl-i Beyti'nden naklen, evliyaullah tarafından bildirilmiştir. Kelime-i Tevhid çekilirken dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi de, yukarıdaki yazımızda da belirttiğimiz gibi, tek başına 'Lâ ilâhe illallah' lafzının eksik olduğu, ancak ve ancak 'Muhammedün Resulullah' ile tevhidin tamam olacağıdır. 70 bin tevhid biriktirirken, 'Lâ ilâhe illallah' kısmı dil ile, kulağın duyacağı şekilde söylenirken, insanın içinden de 'Muhammedün Resululah'ı geçirmesi icab eder. Yoksa işini eksik yapmış olur. İbnü'l-Arabî Hazretleri tefsirinde "Bir kişi cehenneme müstahak olsa bile, eğer amel defterinde yetmiş bin kelime- i tevhid var ise, muhakkak o cehennemden azâd olur." buyurmuştur. Bunun sadece diriler için değil, mümin olduğu halde, Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarına riayet etmediği için kabirde azaba uğrayan kişiler için de bir kurtuluş vesilesi olduğu, bizzat yaşadığı bir hâdiseyle etrafındakilere haber vermiştir.
Evliyanın büyüklerinden İbnü-l Arabi (k.s.) bir gün, kabristanın önünden geçer. O sırada, yanyana duran iki kabrin başında bir çocuğun hıçkırıklarla ağladığını görür. Merakından ve belki çocuğun bir ihtiyacını görürüm düşüncesiyle yanına gider. Çocuk hıçkırıklarla, 'Allah'ım annemi ne olur affet, üzerindeki kabir azabı kaldır.' diye dua etmektedir. (Dostlar derlerki, keşf-i kubur, seyr-ü sülüka giren yeni dervişe verilen ilk esmada zuhur eden hallerdendir. Artık evliyaullahın neler neler gördüğünü, sizin irfanınıza bırakıyorum.) İbnü-l Arabi Hazretleri (k.s.) kabirdeki kişinin haline bakar; hakikaten azab edilmekte olduğunu görür. Çocuğunda keşif sahibi olduğunu ve bu azabı gördüğü için, böyle dertli dertli, ağlaya ağlaya dua ettiğini hemen anlar. Yeni tamam ettiği ve henüz kimseye hediye etmediği, bağışlamadığı bir Kelime-i Tevhid hatmi olduğu, yani 70 bin tevhid biriktirdiği aklına gelir. Çocuğun haline dayanamaz ve oracıkta, 'Ya Rabbi, nasip ettiğin ve tamamlattığın o, 70 bin tevhidi, ben burada azab içinde yatan kadına bağışlıyorum. Ne olur kabul et!
Azabı üzerinden kaldır. Sen herşeye kadirsin' diye dua eder.
Müminin, tanımadığı mümin kardeşi için yapacağı dua, kabul olacağı kesin olan dualardandır.
Hazretin, tanımadığı bu kadıncağız için yaptığı dua da, bağışladığı tevhidler de kabul olur ve bir anda ateşin, azabın içindeki kadının hali değişir. Azab kalkar, kabri bir cennet bahçesine dönüşür. Bu durumu gören çocuğun gözyaşları bu kez sevinçten akmaya başlar.
Gaziantep’te nohut ile çekerler. Toplanırlar, her biri yüz kelime-i tevhid çekince, yani; yüz kere; «Lâ ilâhe illâllah» deyince, bir kere de «Muhammedü’r Rasûlullah» deyip, bir nohut atar. Böylece 700 nohut bitince, 70.000 kelime-i tevhid hatmi tamam olmuş olur.
Peygamber Efendimiz (asm), şöyle buyurmuş:
اِذَا مَاتَ أحَدُكُمْ Sizden birisi öldüğünde فلا تَحْبِسُوهُ onu durdurmayın وَأَسْرِعُوا بِهِ إِلَى قَبْرِهِ onu kabrine koyma hususunda acele edin. عِنْدَ رأْسِهِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ ولْيُقْرَأْ -İçinizden birisi- ölünün başucunda Fatiha suresini okusun. وعِنْدَ رِجْلَيْهِ بِخَاتِمَةِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ ve ayak ucunda da Bakara suresinin sonunu okusun. في قَبْرِهِ kabri başında. (Taberani, Mu'cemu'l Kebir, XII, 340; el-Beyhaki, Şuabu'l İman, VII, 16, hadis no: 9294)
Başka hadislerinde şöyle buyurmuş:
اِقْرَؤُا يس عَلَى مَوْتَاكُمْ Ölülerinize Yasin suresini okuyun. (Ebu Davud, Cenâiz, 24; İbni Mâce, Cenaiz, 4; Nesai, Amelü'l-Yevm ve’l-Leyle, s. 58)
İbni Hacer: "Hadisteki ölülerden murad, hakiki olarak ölmüş olanlar." demektedir. (İbni Hacer, Telhîsu'l-Habir, II, 650)
Resulullah (asm) iki kabre uğradı ve şöyle dedi:
"Şüphesiz bunlar azap olunuyorlar. Büyük bir günahtan dolayı da azap olunmuyorlar. Onlardan biri söz taşır, diğeri ise idrarından sakınmazdı."
Sonra Resulullah (asm), yaş bir hurma fidanı istedi. Sonra çubuğu ikiye bölerek, bir parçasını birinin, diğer parçasını da diğerinin üzerine dikti ve şöyle buyurdu:
"Bunlar kurumadığı müddetçe azapları hafifletilir." (Buhari, Vudu, 55; Müslim, Taharet, 34; Ebu Davud, Taharet, 11; Tirmizi, Taharet, 53; Nesai, Taharet, 27)
Hz. Talha şöyle der:
“Abdullah İbni Abbas'ın arkasında bir cenaze namazı kıldım. O, Fatiha suresini okudu. Sonra da ‘Onun sünnet olduğunu öğrenin diye böyle okudum.’ dedi.” (Buhari, Cenaiz, 65; Ebu Davud, Cenaiz, 59; Tirmizi, Cenaiz, 39; Nesai, Cenaiz, 77; İbni Şeybe, 11/492)
Hanefi mezhebinde; kabirde olsun, başka mekânlarda olsun, ölülere Kur'an okumak caizdir. Hanefiler, okunan Kur'an'ın sevabının bağışlanması durumunda, bunun ölüye ulaşacağını kabul ederler. (İbni Nüceym, el-Bahru'r Rik, III, 63; Meydani, el-Lübab, I, 38; İbni Abidin, Reddu'l Muhtar, I, 844).
Kişi namaz, oruç, zekat, hac ve Kur'an okumak gibi bir ameli işler de sevabını başkasına bağışlarsa, bunu hangi niyetle yaparsa yapsın, bu yapılan bağış yerine ulaşır ve kendisine bağış yapılan kişi bundan faydalanır. Ölü veya diri olması fark etmez. (Ayni, el-Bidaye, III, 844).Efendimiz (asm)'ın, ümmeti adına kurban kesmesini;
Ölülere Yasin okunabileceğini gösteren hadis-i şerifi;
Ölü adına yapılan hac ve sadakanın, faydalı olacağını gösteren hadisleri;
Ve kabirlerde, Yasin ve İhlas suresinin okunabileceğini gösteren, hadisleri delil göstermişlerdir.
Muhaddis ve fakih Ayni'den İbni Abidin'e kadar, hemen hemen bütün Hanefi âlimleri, bunda müttefiktirler.
Muhammed b. Kudâme, Leclac hadisini, Mübeşşir b. İsmail'in kendisine rivayet ettiğini söyledi. Leclac hadisi şöyledir:
Sahabeden Leclac Hazretleri, oğluna vasiyette bulunurken şöyle demiştir:
“Oğulcuğum! Ben öldüğüm zaman beni mezara göm. Beni mezara koyduğun zaman şöyle de: بِسْمِ اللَّهِ وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللَّهِ Sonra da üzerime toprak atarak düzelt. Daha sonra da başımın ucunda Bakara suresinin baş tarafını ve son kısmını oku. Zira ben Hz. Peygamber'in böyle dediğini duydum.” (Taberani, XIX, 220, 221; İbni Asakir, Tarihu Dimeşk, XXXXX, 292; el-Beyhaki, IV, 56)
Bu hadisi duyan İbni Hanbel Hazretleri, Kur'an okumasını engellediği adamı çağırttı ve okumasına devam etmesini istedi. (İbni Kudame, el-Mugni, II, 424).
Ahmed İbni Hanbel Hazretleri, şöyle demektedir:
“Kabristana girdiğinizde, Ayetü’l-Kürsi ve üç defa İhlas suresini okuyarak şöyle dua ediniz: Allah'ım onun ecrini şu kabir halkına ulaştır.” (İbni Kudame, el-Mugni, II, 424; Kurtubi, et-Tezkira, I, 96)
Başka bir rivayette de şöyle der:
"Fatiha suresini, Muavvizeteyn ve İhlas surelerini okuyunuz. Sonra da bunu kabir halkına bağışlayınız. Çünkü o, ölülere ulaşır.” (Kurtubi, et-Tezkira, I, 96)
Hanbeli mezhebinin önde gelen fakihlerinden, İbni Kudame el-Makdisi Hazretleri ve Selefilerin yere göğe sığdıramadığı İbni Teymiye; Ahmed İbni Hanbel'in bu görüşünün, son görüşü olduğunu söyler ve bu görüşü tercih ederler. (İbni Kudame, el-Mugni, II, 424; İbni Teymiye, Mecmû'ul Fetava, XXIV, 366)
Yine Hanbeli mezhebinde, kişinin, kendi kabri üzerine Kur'an okumayı vasiyet etmesi caizdir. Çünkü onlara göre, şu üç durumda Kur'an'ın sevabı ölüye ulaşır:
- Kabrin yanında okumak,
- Okumadan sonra dua etmek,
- Sevabını, ölünün ruhuna niyet ederek okumak. (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhu'l İslam, 8/51)
Şafi mezhebine gelince; İmam Gazali, İbnü's Salah, İmam Nevevi, Muhibbü't Taberi, İbnu'r Rıfat, İbni Hacer, İmam Suyuti, İmam Şirbinî gibi, neredeyse bütün Şafi âlimleri, ölülere Kur'an okunabileceğini kabul etmişlerdir.
İmam Nevevi ki, Şafilerin, İmam Şafi'den sonra, ikinci büyük imam olarak gördükleri zattır. Bu zat, İmam Şafi Hazretlerinin şu sözünü nakleder:
“Ziyaretçilerin kabirde, Kur'an'dan bir bölüm okumaları müstehaptır. Şayet Kur'an'ın tamamını okurlarsa bu daha güzel olur.” (Nevevi, el-Ezkar, 137; Riyazu's-Salihin)
Selefilerin, İbni Teymiye'den sonra en çok beğendikleri İbni Kayyım, “Ruh” isimli kitabında, Hasan b. Sabbah Zafera'nın şu sözünü nakleder:
“İmam Şafi'ye sorduğum zaman, O: ‘Kabirde Kur'an okumanın hiçbir sakıncası yoktur.’ demiştir." (İbnü-l Kayyım el-Cezviyye, Ruh, 19)
Bakın, İmam Şafi'nin bu sözünü, Selefilerin en çok güvendiği İbni Kayyım, kendi eserinde naklediyor. Zaten İbni Kayyım da bu itikat üzeredir.
Şafi mezhebinde bir görüş daha vardır. Bu görüşe göre, Kur'an'ın sevabının ulaşması için, ölünün arkasından dua edilmesi lazımdır. Dua edilmezse, sevap ölüye ulaşmaz. (İmam Nevevi, el-Memmu, XV, 521)
Bu fetvadan dolayı Şafiler, Kur'an okuduktan sonra şöyle derler: "Allah'ım! Okumuş olduğum Kur'an'ın sevabının bir mislini, falanca kişiye ulaştır."
Yine Şafi mezhebine göre, kişinin, kendi kabri üzerine Kur'an okumasını vasiyet etmesi caizdir. Demek Şafiler, bu konuda Hanbeliler ile aynı görüştedir... (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhu'l İslam, VIII, 51)
Maliki mezhebine gelince; Maliki mezhebinde iki görüş vardır. İmam Malik Hazretleri, ölüye Kur'an okunmayacağı görüşündedir. İmam Malik'e göre, okunan Kur'an'ın sevabı, ölüye ulaşmaz. Maliki mezhebinin müteahhir denilen, İmam Kurtubi ve Abdulhak el-İşbilî gibi sonraki âlimleri, özellikle de Endülüs fukahası, ölülere Kur'an okunabileceğini ve sevabının ölülere ulaşacağını söylemişlerdir. (Kurtubi, et-Tezkira, I, 96; Abdulhak, el-Âkıbe, 254)
İmam Kurtubi Hazretleri bu konuda şöyle der: Kur'an okuduktan sonra ölülere bağışlanan sevap, ölüye ulaşır. Çünkü Kur'an bir dua, istiğfar, yakarma ve istirhamdır. (Kurtubi, et-Tezkira, I, 103)
Maliki imamlarından Kadı İyaz da ölüye Kur'an okumanın, müstehap olduğunu söyler.
Yine Maliki mezhebinde, şartsız olarak, kişinin kendi kabri üzerine, Kur'an okunmasını vasiyet etmesi caizdir. (Vehbe Zuhayli, el-Fıkhu'l İslam, VIII, 51)
Tâbiînden olan Haneş’ten rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Ben Ali’yi (r.a.) iki koçu (birden) kurban ederken gördüm de kendisine; ‘Bu da nedir?’ diye sordum. ‘Resûlullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.’ cevabını verdi.” (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 420, 423)
Resulullah efendimiz için de kurban kesmek, müstehabdır ve çok sevabdır. Resulullah efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti için idi. Kestiği iki kurban için, (Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, Veda haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63’ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali'ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. Peygamber efendimiz için kurban keserken, (Allah rızası için kurban kesmeye ve sevabını Resulullah efendimize hediye etmeye) diye niyet edilir.
1-Hanefîlere göre bir kimse, kendi parasıyla alıp sevâbını ölmüş bir yakınına veya herhangi bir mü’min kardeşine bağışlamak üzere bayram günlerinde veya sair günlerde kurban kesebilir. Kişi, kestiği bu kurbanın etinden kendisi yiyebildiği gibi, başkalarına da verebilir. Zira kendi kurbanı gibi hüküm alır, sevabı da bağışlanana gider.Fakat bir kimse vefât eden kişinin, irtihâlinden önceki emri ile,vasiyyeti ile onun adına keseceği kurbanın etinden yiyemez. Zira bu, adak hükmündedir, kesen ve yakını yiyemez. Bunu tam olarak tasadduk etmesi gerekir. (İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 5/229)
2. Hâsılı, ebedî âleme göç etmiş mü’minler adına da nafile olarak kurban kesilebilir, sevâbı onlara bağışlanabilir. Bunun da bayram günü, yahut da öncesinde kesilmesi hususunda bir ayrı hüküm yoktur. Her zaman kesilebilir. Ancak vefat etmiş bir Müslümanın vasiyeti üzere kesilecek kurbanın mekanla ilgisi yoksa da zamanla ilgisi vardır. Zira bu udhiyye olarak kesilmekte ve sevabı vasiyet eden kimseye ait olmaktadır. Bu sebeple Kurban Bayramı günlerinde kesilmesi icabeder.Bu mes’elenin belgesini teşkil eden bir hadis-i şerif’te şöyle açıklanmaktadır. Hz. Ali (R.a) Peygamber (s.a.v.)’in ahirete göç etmesinden sonra Kurban Bayramı’nda iki tane kurban kesmiş. Bunu gören Haneş (R.a), bu ikinci kurban nedir diye sormuş. Hz. Ali, “Resûlüllah (s.a.v.) vefatından sonra bana, kendisi için kurban kesmemi vasiyet etmişti; işte ben onu kesiyorum” cevabını verdi. (Sünenü Ebî Dâvud, cilt 3, sayfa 94)
Bir kimse okuduğu Fatiha'yı veya Yasin'i veya başka bir sureyi eğer sevabını ve menfatini bir ölüye bağışlamak maksadıyla okumuş ise önce bunu Rasulullah Aleyhisselam'a sahabe-i kiramın ruhlarına ve sonra sırasıyla
Sadat-ı Kiram'ın ruhlarına hediye ettikten sonra en son henüz hayatta olan kendi mürşidinin ruhuna hediye edip sonra şöyle niyet etmelidir:
« Ya Rabbi bu okunan surenin sevab ve menfaatini mürşidim ...'ın himmetini, nazarını ve tasarrufunu vesile ederek falan kimseye
kimselere bağışladım.»
Denilmiştir ki; Böyle yapılırsa Allahu Teala sanki o sureyi o ismi zikredilen mürşidin (velinin) okumasından hasıl olan bir sevap/menfaat ölçüsü ile o ölüyü yararlandırır.
Bir kimse Ulu'l-azm velilere muhabbet etmekle Allah'ın o kimseye merhameti tecelli eder. Bu merhamet hidayete, hidayet de o kimsenin velilere mahsus amelleri yapmasına vesile olur. Böylece o da velilerden olur/sayılır.